28 Haziran 2012 Perşembe

Hangi Ayda Doğdunuz?









Ocak
Hırslı ve ciddi kişilik
Öğrenmeyi ve öğretmeyi sever
İnsanların zaaflarını ortaya çıkarmayı sever
Çok eleştirir

Akıllı ve planlı programlıdır
Çok çalışır ve üretkendir
Duyarlı ve derin hisleri olan biridir
İnsani nasıl mutlu edeceğini bilir
Aşırı dikkatlidir
Bünyesi kuvvetlidir
Zor heyecanlanır
Romantiktir ama aşkını ifade etmekte zorlanır
Çocukları sever
Evcil ve sadık bir eş olur
Kolayca kıskanır
Sosyal yönden zayıftır


Şubat

Somut şeylere önem verir
Değişkendir
Sessiz utangaç ve ağırkanlıdır
Kendine güveni pek yoktur
Dürüsttür
Özgürlüğüne düşkündür
Bazen saldırganlaşır
Kesin olmayan işlerden hoşlanmaz
İnatçıdır
Hayallerinin peşinden gider
Batıl inançlara eğilimlidir


Mart

Çekici kişilik
Utangaç ve tutucu
Esrarengiz
Cömert ve sempatik
Rahatına düşkün
Duyarlı
Hizmet etmekten zevk alır
Kolay sinirlenmez
Güvenilir
Nezakete önem verir
İyi bir gözlemcidir
İntikamcıdır
Seyahat etmeyi sever
Dikkat çekmeyi sever
Dekorasyona meraklıdır
Tempolu müzikleri sever
Çok değişkendir


Nisan

Aktif ve enerji doludur
Çabuk karar verip çabuk pişman olur
Şefkatlidir
Mantığını dinler
Diplomatiktir
İnsanları teselli etmeyi sever
Dostlarının sorunlarıyla yakından ilgilenir
Cesurdur
Maceraperesttir
Sevgisini ve ilgisini belli eder
Hafızası güçlüdür
Baş ve göğüs hastalıklarına eğilimlidir


Mayıs

Sert yapılı
Kolay sinirlenir
Kolay ilgi çeker
Fiziksel güzelliğe önem verir
Motivasyona ihtiyacı yoktur
Sistematik çalışır
Hayal kurmayı sever
İleri görüşlüdür
Kolay sakinleştirilir
Anlayışlıdır
Kulak ve boyun bölgesi hassastır
Edebiyat ve sanatla ilgilidir
Evde oturmayi sevmez
Çocukları pek sevmez


Haziran

Aynı anda birden fazla şey düşünür
Nazik ve tatlı dillidir
Hassastır
Kararsızdır
Komik ve eğlencelidir
Konuşkandır
Kolay arkadaş edinir
Kolay incinir
Gribe yatkın bünyesi vardır
Çok inatcıdır


Temmuz

İyi bir sırdaştır
Anlaşılması güç biridir
Aşırı gururlu
Başkalarının düşüncelerine aşırı önem verir
Sokulgandır
Kin tutmaz
Sempatiktir
Yanlız olmayı sever
Kolay öğrenir
Arkadaş sıkıntısı çekmez
Mide sorunları olabilir
Zor ikna olur
Ağır işleri sever


Ağustos

Şakalaşmayı sever
Duyarlı ve ilgilidir
Korkusuzdur
Liderlik özellikleri vardır
Ruhbilimle ilgilenir
Kolay provoke edilir
Dikkatli ve tedbirlidir
Bağımsızlığına düşkündür
Yol göstermeyi sever
Romantiktir


Eylül

İnsanların hatalarını yüzüne vurmayı sever
Detaylarla uğraşır
İyi bir konuşmacıdır
Sadık ve güvenilirdir
Sorumluluk almayı sever
Bilgi ve kültüre önem verir
Spor ve seyahati sever
İlişkilerinde seçicidir
Hislerini kendine saklar


Ekim

Herkesle sohbet etmeyi sever
İlgi odağı olmak ister
Yalancılığı yapmacıklığı sevmez
Arkadaşlarına çok önem verir
Çabuk kırılıp cabuk toparlanır
Kararsızdır
Duygusaldır
Kendine kolay güvenmez
Etrafından çabuk etkilenir


Kasım

Eğlenceli kişilik
İnsanları kolay etkiler
Çalışkan ve sorumluluk sahibi
Kontrolu ele almayı sever
Enerjik ve çevresini motive eden biridir
İyi bir liderdir
İçten ve yardımseverdir
Adil davranır
Sürprizleri sever
Hataları affetmez
İradesi güçlüdür
Derin duygularla sever
Herkesi oldugu gibi kabul eder
Sır saklamayı bilir


Aralık

Sadık ve cömert
Sabırsız
Birlikte vakit geçirmesi eğlenceli kişilik
Azimli
Sosyal yönü kuvvetli
Dostlarını kendinden fazla düşünür
Kızgınlığı uzun sürmez
Sevildiğini hissetmek ister
Espri anlayışı gelişmiştir

DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

23 Haziran 2012 Cumartesi

Elif - gibi dosdoğru olunmalı hayatta







Elif - gibi dosdoğru olunmalı hayatta…
Be - gibi tek nokta üzerinde durabilecek kadar dengeli olunmalı…
Te - gibi olmalı, veda hutbesinde emanet bırakılan iki şeyi (kuran ve sünnet) sürekli başının üzerinde taşımalı insan…
Se - gibi az konuşup 3 dinlemeli toplumda…
Cim - gibi çocukça bakmalı hayata, ama cim kadarda çok iş yapmalı…
Ha - gibi gönlü geniş dostlar edinmeli insan,
Hı - kadar ağlamaklı olduğunda yardımcı olabilecek…
Dal - gibi boynunu bükse de hayat,
Zel - gibi şapkasını takmayı bilmeli zorluklara karşı…
Rı - kadar rahat olsa da insan bu dünyada,
Ze - ’nin noktası gibi başında dolanan bir sineğin olduğunu mutlaka bilmeli…
Sin - midir sanki bu dünyada noktasız pulsuz tek garip…
Şın - gibi pulları vermeli getirip…
Sad - kadar şişse de karnın,
Dat - gibi hayata bir göz kırp…
Tı - gibi bir yelkenlidir hayat,
Zı - kadar yükü olan…
Ayn - gibi göğe çevir yüzünü…
Ğayn -’ın noktası kadar şüphe olmasın kalbinde…
Fe - eyne tezhebuun… (kaçış nereye)
Gaf - gibi iki gözünü aç…
Kef - kadar karizmatik ol…
Lam - gibi tutunacak bir dal ol gariplere…
Mim - ’lenmiş olsan da yılma yıkılma…
Nun - kadar susukun…
Vav - kadar edepli ol…
He - gibi haykır içinden geçenleri…
Lamelif - gibi ellerini O (c.c)’na aç…
Ya Rabbi rahmet ve mağfiret kapılarını bize aç…
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

21 Haziran 2012 Perşembe

YAPTIĞINIZ KARALAMALAR KARAKTERİNİZİ YANSITIR



Çalışırken, telefonla konuşurken, düşüncelere dalmışken hemen herkes elindeki kalemle birşeyler karalar. Bu anlamsız karalamalar aslında kişiliğimizi ele veriyor.



Önünüzdeki kağıda rastgele karaladığınız şekiller, karakterinizi ele veriyor. İşte uzmanlara göre bazı çizgiler ve anlamları...


Oklar genel olarak cinsel gerginliği ifade ediyor. Ancak oklar yukarıyı işaret ettiğinde hırsın, yatay olduklarında güçlü sezgilerin, her yönü gösterdiği zaman da açık bir zihnin göstergesi olarak yorumlanıyor.


Düz çizgiler çizen insanlar, genelde sözünü sakınmayan, az ve öz konuşan tipler olma eğiliminde.


Sıfırlar ile çarpılar rekabete açık insanları ifade ediyor, idealist olanlar genellikle yıldız çiziyor. Beş köşeli yıldız hırsa, altı köşeli yıldız konsantrasyon yeteneğine işaret ediyor.


Daireler hayalperestlerce daha çok tercih edilirken, kutular pratik, akılcı ve net karakterleri yansıtıyor.


Yazılım devinin aklından neler geçiyor


Karalamalardan anlaşıldığı kadarıyla Gates biraz hayalperest (yumuşak daireler ve düzensiz harfler buna işaret), ama yine de sorunlarını çözerken pratik ve yapıcı davranıyor (üçgenler). İşte Gates’in iç dünyasına açılan küçük bir pencere:


Kutular, keskin bir zekaya sahip Gates’in gündeminde büyük konular olduğunu gösteriyor. Birbirinden ayrık harfler, önceliklerin belirlenmesi konusunda bir çatışmaya ve her konuya hakim olma çabasına işaret ediyor. Halkalar bağımsız bir zekanın, çizimin yumuşaklığı ise gündüz düşlerine yatkınlığın göstergesi. Harflerin genellikle birbirine bağlı olması, sabit fikirliliğin işareti. "Borç ertelemesi" kavramının diğerlerinden daha büyük harflerle not edilmesi, Gates’in bu konuya verdiği önemin belirtisi. Sağa yatık yazı, dışadönük kişiliği ve hırsı temsil ediyor. Futbol kalesi figürü, toplantıdan sonuç alma kararlılığını gösteriyor. İlmek şeklinde yapılmış d harfi, dıştan gelen baskıya ve eleştirilere karşı hassasiyeti temsil ediyor.


Çizgileriyle Atatürk


(Nursu Marmara, insan yönünü az tanıdığımız büyük önderin iç dünyasına bir pencere aralıyor.)


İmzasına bakıldığı zaman, bitiş darbesinin keskin uçlu olmadığı görülüyor. Kas gerginliği ve gevşemesi arasındaki denge, onun liderlik vasfına işaret.


Atatürk’ün yazısında, sezgisel alan çok yüksek. Aktüel alanı kontrol mekanizması ise çok iyi. T çizgileri, otoriter bir tarzı, iddialı ve planlayıcı kişiliği yansıtıyor. İ noktaları, yoğun bir zihinsel ve fiziksel çabanın habercisi. Kalem vuruşlarındaki koyulaşmalar; yüksek enerji potansiyelinin ve duygusal enginliğin, beyin yani korteks ile olağanüstü şekilde kontrol edildiğini gösteriyor.


Nazım Hikmet


Nazım Hikmet, kağıda bol miktarda enerji aktaranlardan; yani içinde hiçbir şey bırakmadan kendini akıtıyor. Kas basıncının yüksek oluşundan bunu anlayabiliyoruz. Yazıdaki yatay genişleme çok daha fazla. Dikey yüksekliği daha fazla olan yazılarda, akıl ön plandadır. Nazım’da ise duygular ön planda.


ÜNLÜLERİN ANALİZLERİ


Tony Blair


İngiltere Başbakanı’nın yazısı sağa yatık. Yatıklığın fazlalığı, dışadönüklük olarak yorumlanır. Dikey yazı otokontrol, geriye doğru yatık ise isyankarlık göstergesi.


Prenses Diana


Diana’nın el yazısında olduğu gibi, büyük olan harfler coşkulu olmayı, küçük olanlar çekingenliği ifade ediyor. Büyük "D" harfi, dikkat çekme isteğini gösteriyor.


Bill Clinton


Clinton’ın el yazısında olduğu gibi harflerin birbirine bağlı ve bitişik olması, iyi eğitimin, akılcı ve ne istediğini bilen kişiliğin göstergesi. Ayrık yazı da güçlü sezgilere işaret.

 

 EL YAZISINDAN KİŞİLİK ANALİZİ

El yazınız sağa eğildikçe kararlarınızda duygusallık öne çıkıyor. L, t ve h harfleri, iş hayatınızdaki hırs ve iktidar sırlarınızı ortaya döküyor. El yazısı bilimi şimde de iş dünyasının hizmetinde...

İş dünyasının bu yönteme en çok başvurduğu alan ise işe alımlar. El yazısı, kişinin karakterini, davranışlarını, eğilimlerini tahmin etmekte ve kişilik analizinde en etkili ve güvenilir yöntemlerden biri olarak addediliyor. Bu yöntem eleman seçme ve yerleştirme süreçleri, mülakatlar, ekip kurma çalışmaları ve kariyer planlaması gibi geniş bir alanda sık kullanılan bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.


Sodexho gibi çokuluslu şirketlerden bazıları dünyanın her yerindeki ofislerinde işe alım süreçlerine el yazısından kişilik tahlil etme yöntemini dahil ediyor.


El yazısının kişinin sosyo-ekonomik kökenini, yaşama biçimini, hayattaki duruşunu ve eğitimini yansıttığı Fransa gibi ülkelerde şirketler yüzde 80 oranında iş görüşmelerinde el yazısıdan kişilik tahlili yapıyor.


İngiliz Grafoloji Enstitüsü Başkanı Elaine Quigley, tüm dünyada tanınmış grafologların başında geliyor. Quigley’e göre el yazısı bir nevi ‘zihin yazısı’ demek.


Bu konuda grafolojinin kullandığı evrensel bir metodoloji de var. Yani el yazısıyla kişinin karakterini okurken kullanılan göstergeler, ulustan ulusa, kişiden kişiye değişmiyor.


Uzman bir grafolog, kişi hangi ulustan gelirse gelsin hangi lisanda yazarsa yazsın, o kişinin düşüncelerinin el yazısıyla kağıt üzerine yansıyan izdüşümlerini okuyabiliyor.


Grafolojide en az 300 farklı el yazısı örneğinden yola çıkılarak inceleme yapılıyor. Fakat yine de değişmeyen ve temel olarak nitelendirilen belli bazı göstergeler var. İşte bunlardan bazıları:


Eğim:


+ El yazısının sağa doğru eğimi, kişinin iletişim yeteneğinin göstergesi olarak yorumlanıyor. Örneğin kişi daha arkadaş canlısı, yönlendirici, sorumluluk sahibi, girişken olma eğilimi taşıyordur. Aynı zamanda satış yapmaya, kontrolü elinde tutmaya, sevilmeye, destekçi olmaya kadar uzayan birçok olasılığı barındırır.


+ Yazı sağa doğru eğildikçe kişinin kararlarında duygularının etkisinde kalma özelliği artar.


+ El yazısının genellikle dik oluşu kişilik bağımsızlığına işarettir.


+ Sola doğru eğilen el yazısı, duygusal olarak ihtiyatlılığı temsil eder. Bu el yazısının sahibi, öncelikle her detayı doğrulama ihtiyacı duyar. Başkalarının onu herhangi bir söz vermeye zorlamasından hoşlanmaz.


Büyüklük:


+ Büyük el yazısıyla yazan kişiler daha çok dışadönük, dost tavırlı kimselerdir. El yazısının sahibi kişi yabancılara karşı daha mesafeli olmayı tercih etse de kendine güvenle hareket eder.


+ Küçük el yazısı mantığı temsil etmenin yanı sıra zıt düşülen kişilere karşı acımasız olmayı da ifade eder. Akademik ve zihinsel uğraşılardan hoşlanan kişilerde bu tip el yazısı görülür.


+ Eğer yazı hem küçük hem de zarif ise kişinin kendi dalga boyuna uygun olmayan kişilerle de iyi bir iletişim kurması olası değildir. Bu kişiler, sosyal olarak kabul görmüş kuralları yıkmak konusunda zorlanırlar.


Baskı:


+ Koyu harflerle yazan kişiler verdikleri sözü yerine getirmek konusunda çok titizdirler. Ve etraflarındaki birçok olan biteni ciddiye alırlar.


+ Çok koyu harfler ise kişinin gerginliğinin, eleştiriye karşı sinirlerine fazla hakim olamayışın ve küçük imalardan bile alınganlık gestermenin ifadesi olarak yorumlanıyor. Bu kişiler önce tepki gösterir sonra soru sorarlar. Ve duygusal davranışlarını devam ettirirler.


+ Çok silik ve ince yazılar ise ortama ve insanlara olan hassasiyeti temsil ediyor. Ama yazı aynı zamanda kaba saba ve şekilsiz ise kişi duygusal derinliği bile devam ettiremiyordur ve sönük bir yaşam tarzı sürdürüyordur.


L, t ve h harflerindeki sırlar:


+ Bu harflerin üst kısımlarının uzun olması hedef ve hırsın mevcudiyetini gösterir. Ancak üst tarafı fazla uzun l, t ve h’ler, kişinin başarması gerektiğini düşündüğü meselede gerçekdışı beklentiler içinde olabileceği anlamına gelir.


+ Bu harflerin üst tarafının oranlı bir şekilde kuyruklu olması kişinin herşey üzerine etraflı bir şekilde

düşündüğünü ve hayalgücünü makul bir şekilde kullandığını gösterir.

+ Kıvrımın enli olması, yeni fikirler üretme ve bunların üzerine uzun uzadıya düşünme eğilimini ortaya koyar.


+ Üst kıvrımın tekrar harfe geri dönmesi, yazı sahibinin hayalgücünü kullanmaktan kaçındığını ve elindeki işi bitirebilmek minimum gerekliliklerle kendini sınırladığını gösterir.


G, y, p harflerindeki sırlar:


+ Kuyruğun dik olması, sabırsızlık alametidir.


+ Kuyruğun basık bir şekilde yuvarlanması, saldırganlık ve yüzleşmekten uzak durma isteğini ortaya koyar.


+ Kuyruğun bastırılarak yazılmış tam bir kanca halini alması, enerji, para kazanma isteği ve tenselliğin göstergesidir.


+ Kuyruğun bastırmadan tam bir kanca şeklini alması güvenlik ihtiyacını gösterir.


+ Kelimeler arasındaki mesafe


+ Kelimeler arasındaki mesafenin fazla olması, “bana nefes alacak alan bırak” mesajını içerir.


+ Kelimeler arasındaki mesafenin daha az olması ise başkalarıyla birlikte olma isteğini ortaya koyar, ama böyle yazan insanlar zaman zaman gereksiz bir kalabalığa neden olabilirler ve dayatmacı bir kişilik sergileyebilirler.


Satırlar arasındaki mesafe:


+ Satırların arasının açık olması, olaylara sakin ve geniş perspektiften bakma eğilimini ortaya koyar.


+ Satır aralarının dar olması, yazarın hareketi sevdiğini ve eylemin içinde olmaktan hoşlandığını gösterir.


+ Satır araları dar olup, harfler arasındaki bağlantı çok sıkı değilse, söz konusu el yazısının sahibi baskı altında sükunetini koruma disiplinine sahiptir.


Sayfa kenarındaki boşluk:


+ Sayfanın sol tarafındaki boşluk, kişinin köklerini ve ailesini gösterir.


+ Sağ taraftaki boşluk, diğer insanları ve geleceği temsil eder.


+ Tepedeki boşluk hedef ve hırslardır.


+ Sayfanın dibindeki boşluk, enerji, içgüdü ve pratiklik anlamına gelir.


+ Sayfanın sol tarafındaki geniş bir boşluk bırakılması, hareketliliği sürdürme isteğini ortaya koyar.


+ Soldaki mesafenin az olması ise temkinlilik ve hazır olmadığı takdirde bir şeyleri yapmaya zorlanmaktan kaçınma isteğini belirtir.


+ Sağ taraftaki boşluğun az olması, sabırsızlık göstergesidir ve bir an once işe başlayıp işi bitirme eğilimini yansıtır.


Sağda geniş bir boşluk bırakılması ise bilinmeze karşı korkunun mevcudiyetini ortaya koyar.


sabah işte insan 

alıntı 
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

20 Mayıs 2012 Pazar

Kırk Güzeller Çeşmesi








Nur-ı aynım, iki gözüm, Bildin mi neydi sabır?
Ya neydi kirpiğinin kıvrımına tutulup kalan burukluk?
Hani neydi nesre çevrilemeyen söz?
Neydi bilgiye adanmış ayazların derununu dolduran acı?

Sabır bir aydınlık, sabır bir teselli... 
Büyük Sahra’ya yağmur, istiridyeye inci... 
Sabır göz pınarlarını kurutan ferahlık; sabır hüzünler kulübesinin ışığı... 
Eyyub ile Yakup, derviş ile sultan...
Nur-ı aynım, iki gözüm, 
Bildin mi neydi sabır? 
 
Haşre dek yokluğa hüküm giymiş bir güzelin kadehindeki iksir miydi; son gezginin gözyaşlarıyla suladığı bir çiçek mi, ıssız harabelerin eşiğinde ıstırabı emerek büyümüş nazenin bir kelebek mi? 
 
Karlı caddelerin kıyısında açmış ayın ondördü zambaklar bilir sabrı, nur-ı aynım, altın şehirlere uçan ebabiller bilir.
 Sadık rüyalarda bir gemi Ağrı Dağı’na çıkar sabırla ve yaralı süvariler geçer kehkeşanlardan daruşşifalara doğru. 
Serazad türküsüyle hercaî bir bülbül konar 
Kitab’ın son sayfasına, sabrı şeydalanır seherler ve sabahlar boyu nur-ı aynım, sabrı şeydalanır. 
Sabır bir hazine ki... Yılanlar bekler gerçek!.. Bir hazine ki... Tek miskali Yusuflar satın alır...… 
Bir hazine ki... 
Beşiği âb-ı hayat sükunetiyle süslenen bebekler büyür hendesesinde nur-ı aynım, ve tahammül renkli güzellikler yansır eşyaya bakışlarından. 
Bir hikaye anlat bana sabra dair, nur-ı aynım, bir hikaye anlat; gerçek olsun. 
Kalbinin rengi damlarken hani, çekik gözlü nakışlar vururdu sevinçleri, onu anlat. 
Yanağına düşen her güneş damlası yeni mağlubiyetler asardı boynuna ve eksik olan şey hep bir adım önde giderdi hani, onu anlat. 
 
Kafesi taşlara çalıp içindekini salıvermediğinden mi nur-ı aynım, yoksa bir derya mavisinde buruk toprak kokusuna dalıvermediğinden mi, bir imtihan içre iplik iplik bağlanmışsın şah yüreğine ve kirkitler erişlere vuruyor, argıçlar kirişlere... 
 
Sabır bir kilim oluyor nur-ı aynım, kilimi anlat...… 
Sabrı bildin mi nur-ı aynım, bildin mi sabrı? Hani yağmur çamur okula gidip de tipi boran kapıda bekleyen var ya?!.. 
Hani masumiyeti Kandehar tepelerinden boşluğa bir şahin gibi süzülen beyaz kuğu?!.. 
Sonsuz köşeli dayatmalarda hani zamanı biriktiren nazenin yasemen var ya?!.. 
Hani nisan dallarında vurulup kanı akmayan kanarya?!.. 
Helvaya durdu korukları, acımsılık lezzet oluyor dimağlarında. 
Onlar ki, soluk almadan bekleyişlerin sırrını öğrendiler kalpleri henüz durmadan, ve bulamayacakları çarelere adreslenmiş mektupların, açılmayacak kapılara gizlenmiş umutların sırrına erdiler; adı sabırdı!.. 
İsteksiz gülüşler serpildi kanayan yaralara nur-ı aynım, sabır adına bilinçsiz köşelere asılan afişler kirlendi, yolların üstüne uzaklar düştü, hep uzaklar...
 Karşılıksız sevmelerin şarkısı eski plaklarda kaldı iki gözüm, ve bir gece daha sancıdı yıldızlar, bir gece daha... 
Şimdi geceler en ince yerinden bölünmede nur-ı aynım, şehir bir denize doğru ağlamakta. Bildin mi sabrı nur-ı aynım, neydi sabır? Sabır adına, ve umut adına... 
Kol kanat edinip umutları, bereketli baharlara bir koşu başlar mı acep?
 Mum gibi eriyen ve mum rengince üzülenlerin; yandıkça ağlayan ve gözyaşlarınca yananların can ipliklerinde dumanı tütmez alevler parıldıyor, aydınlıklar tel tel yüzlerine vuruyor. 
 
Mutsuzluğun beslediği uzak arzular değil oysa umutsuzluk... 
Ve yakınlarda, çok yakınlarda bir sabır heykelinin eli değiyor eline. Zirvede bir imtihan var nur-ı aynım, zirvede bir imtihan var.




// Kırk Güzeller Çeşmesi İskender PALA //
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı







Önemli bir toplantıda cep telefonuyla bağıra bağıra konuşan bir kişi garibinize gidiyorsa, paradigmanızı değiştirmeden onu değerlendirdiğiniz için, siz yanılıyorsunuzdur.

Örneğin; trende giderken, bir baba, 3 evladıyla oturup, sürekli ağla
yan çocuklarına hiç susun demeden yolculuğa devam ettiğinde; siz ona ne gamsız adam diyebilirsiniz. Ama sorsanız belki de onlar hastaneden geliyorlardır ve bir saat önce çocukların anneleri ölmüştür ve eve dönüyorlardır.

Prof.Covey’in konuşmasını dinlemeye gelen annesi, arka sırada oturan 2 kişinin toplantı boyunca sürekli konuştuklarını görerek çok öfkelenmiş ve oğlumu küçümsüyorlar diyerek de çok üzülmüş. Yemek molasında oğluna, şunların kafasına çantamı indiresim geliyor, demiş. Oğlu; “anne o adam Finlandiyalı, burada simultane tercüme yok, mecburen tercümanı yanına oturttuk” demiş.

Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaşlı bir hanım, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş. Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki yanındaki koltuğa oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini açıyor ve yemeye başlıyor. Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta canı o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. Her halde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artık anlamıştır diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mı? Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışma başlamış, adam bir tane, kadın bir tane. Sonuçta kutuda tek kurabiye kalmış, adam onu hızlıca kaparak ortadan bölmüş ve gülerek kadına ikram etmiş. O sırada, kadının uçağının alana indiği anonsu duyulmuş ve işlemler için kadın bankoya gitmiş. Pasaportunu çıkartmak için çantasını açtığında, ne görsün; kendi kurabiye paketi hiç açılmamış olarak çantasında durmuyor mu?
Meğer, bunca zamandır adamın kurabiyesini yiyormuş. Tabii çok utanmış ama artık iş işten çoktan geçmiş.

Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmuyor. Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz.

Covey bu örnekleri ; “aynı enformasyona farklı bakış, bizim davranışlarımızı belirler” diye özetliyor. Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için, paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurguluyor ve Einstein’in bir sözünü anımsatıyor:

Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz.
Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, “sorunların içinde kaybolmak” yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşabilenler, o sorunu asma şansını da yakalıyorlar. Zaten sorunlarımızı dostlarımızla paylaşmamızın nedenlerinden biri de farklı bir bakışın, bize farklı davranabilme kapısı aralama ihtimali değil midir?

Çözümsüz gibi gördüğünüz sorunlar konusunda Paradigma değiştirmenin önemi çok büyüktür. Aslında hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelen her şeyle onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır…”

Stephan R. Covey –
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

19 Mayıs 2012 Cumartesi

KARAKTER TESTİ - KARAKTERİNİ ANALİZ ET







Bu psikologların kullandığı bir analiz biçimi... Ruh halinizi anlatan en yakın şekli seçin ve ne anlama geldiğini okuyun... Şaşıracaksınız!

Resimler psikologlar tarafından ortaya çıkarılmış, defalarca test edilmiş, şekiller ve renkler değişerek bugünkü halini almış. Önce hangi resim size yakın geliyorsa seçin, dokuz ana karakterden hangisi size uyuyor bulun?

____________________________________________

1-Kendinizle ve çevrenizle ilgili düşüncelere etrafınızdaki çoğu kişiden daha sık ve daha derin bir şekilde dalıyorsunuz. Üstün körü hareketler ve konuşmalardan nefret ediyorsunuz. Geyik muhabbeti yapmaktansa, yalnız kalmayı tercih edebiliyorsunuz. Ama yakın arkadaşlarınızla olan ilişkileriniz o kadar kuvvetli ki bu da size ihtiyacınız olan uyumu ve gücü getiriyor. Yine de yalnız başına kalmaktan hiç sıkılmıyorsunuz.

2-Kendinizi geliştirmenizi sağlayacak özgür ve kimseye bağlı olmayan bir hayat peşindesiniz. Hobilerinizde ya da işinizde sizi başarıya ulaştıracak yeteneklere sahipsiniz. Bağımsızlığa olan düşkünlüğünüz bazen sizden beklenilenin tam tersini yapmanıza neden olabiliyor. Öyle her gördüğünüz şeye üzerinde düşünmeden uyacak tiplerden değilsiniz. Aksine kendi fikirleriniz doğrultusunda gitmeyi yani, akıntıya karşı kürek çekmeyi seviyorsunuz.

3-İlginç ve çeşitli işlere girebilmek için risk almaktan kaçınmıyorsunuz. Rutin bir hayat sizi etkisiz hale getirebiliyor. En çok sevdiğiniz şey tüm olaylarda başrol oynamak...

4-Komplike olmayan ve doğal bir yaşamı, bir aşkı ve işi amaç edinmişsiniz. İnsanlar size saygı duyuyor, çünkü sizin ayaklarınız öyle bir yere basıyor ki, herkes sizden destek alıyor. Siz de bu insanlara güven sağlamayı biliyorsunuz. Çok sıcak ve insancıl olarak tanınıyorsunuz. Basmakalıp ve çok abartılı olan her şeyi reddediyorsunuz. Modanın getirdiği yeniliklere de bağlı değilsiniz. Aksine, sizin için giyim pratik ve rahat olmalı.

5-Hayatını eline alıp şansını kadere bırakmak yerine yaratmayı sevenlerdensiniz. Problemlerinizi pratik ve karışık olmayan yöntemlerle çözüyorsunuz. Günlük hayatınızda gerçekçi olmayı tercih ediyorsunuz. İşte ise, herkes sizi sorumluluk sahibi olarak tanıyor. Sizin kendinize olan güveniniz sayesinde etrafınızdakiler de sizden güç alıyor. Fikirlerinizi uygulamaya koyana kadar rahat edemiyorsunuz.

6-Anlaşması kolay bir insansınız. Kendi özel hayatınıza ve özgürlüğünüze düşkün olduğunuz için de arkadaşlarınızı pek yormuyorsunuz. Bazen hayatın anlamını düşünmek ya da kendi kendinize eğlenmek için her şeyden uzaklaşıp yalnız kalmak istiyorsunuz. Bu yüzden de kaçabileceğiniz güzel mekanlar nerede biliyorsunuz. Ama siz yalnızlık düşkünü bir insan da değilsiniz. Sadece hayatın size vermiş olduklarını takdir eden, dünyayla barışık bir insansınız.

7-Spontane ve özgür bir hayatı seviyorsunuz. Hayata bir kere gelinir ilkesinden yola çıkarak dolu dolu yaşamayı istiyorsunuz. Çok meraklı ve her yeni şeye açık bir insansınız. Tüm değişikliklerin sizi büyüttüğüne inanıyorsunuz. Bağlı kalmak kadar sizi sıkan bir şey yok. Sürpriz yapmaktan ve sürprizlerle karşılaşmaktan çok hoşlanıyorsunuz.

8-Çok duygusal bir insansınız. Olayları gerçekçi tarafından görmeyi reddediyorsunuz. Sizin için duygularınızın size söyledikleri önemli. Ayrıca yaşamda hayallere yer olması gerektiğini savunuyorsunuz. Romantizmi reddeden ve her şeyi akılcı bir yolla çözmeye çalışan insanlarla anlaşamıyorsunuz. Hayallerinizi, duygularınızı sınırlayacak her şeyi reddediyorsunuz.

9-Hayatınızı insanların gözden kaçırdığı küçük değerli taşlarla doldurmayı seviyorsunuz. Bu nedenle kültür sizin hayatınızda önemli bir yer oynuyor. Yine de siz şık ve zarif duygularınızın çevreden etkilenmemesini sağlıyorsunuz. Sizin için zarif ve görgülü bir hayata sahip olmak çok önemli. Ve yine aynı tarzdaki insanlarla birlikte olmayı tercih ediyorsunuz.
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Seni Saklayacağım




Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde,
Şarkılarımda, sözlerimde.
Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmiyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.
Sen göreceksin, duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak, uyanacaksın.
Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.
Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.
Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.
Bir gün, tam anlatmaya...
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım...
Anlayacaksın...
 
Özdemir Asaf
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

5 Mayıs 2012 Cumartesi

VAV HARFİNİN SIRLARI...








İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır.

İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür.


Kulluğun manası vavdadır,


elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir.

O yüzden Lafz-ı ilahi elifle başlar.

Elif kainatın anahtarıdır, vav kainattır.

Rabbi vav gibi mütevazı olsun ister kulları.

Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü Elifte kalmıştır.

İbrahim ateşte vavdır, Nemrut bizzat ateşe odun.

Yunus, vav olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini.

İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında.

Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında?



Vavın elifle münasebeti ne kadar iyiyse,

kainatın dengeside o kadar düzgündür.

Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar.

Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan

belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur.

Evvelde eliftir, bir ilahi nefesle ahirde vav olur kainat.

Manayı bilmeyenler vav diyemez vay der.

Buna anlamca vaveyla denir.

Yani vav olamadıkları için feryad edenlerin halidir.

Elif bir ağaç ve insan onun dalıdır.

Azrail budadıkça nefesleri daha gür çıkar sesleri.

Herbiri Dal olur ve o ağaçtan beslenir.

Vav olur o ağacın gölgesine sığınır.

Ve Allah insana seslenir,

peygamber eliyle ulaşan mesajı hem dal hem vav ol der insana.



"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namaz kılarlar, zekat verirler. Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir."

Başkasının önünde eğilmek ne zordur. Birilerinin emri altına girmek ne ağırdır. Krallara boyun eğmemiş insan görmediği bir varlığa mı itaat edecektir?

İnsan kendinin bile farkında değildir iki lam birbirine sarılıp kainatı ayakta tutan sütunlar gibi durmuştur elifin ardında, kainatın gezegenleri yuvarlanıp son harf misali peşinden giderken, insan yolculukta geri kalmanın acısını ne zaman anlayacaktır. Zordadır sığınacak yeri yoktur. Evrene ve seslere kulak verenler duyar yeniden o kutlu çağrıyı;

"Sabır ve namazla Allah'tan yardım isteyin. Rablerine kavuşacak ve O'na döneceklerini umanlar ve Allah'a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir"

Sonra çağırır insanı, belki cennet kokusunu duyurmak içindir bu davet, belki kendi yanına çağırıyordur.

İşte o ayet: "Secde et, yaklaş!"

Eğil ve ben senin başını göklere erdireyim, yıldızları ayağına sereyim, sana gezmekle bitiremeyeceğin cennetler, sayamayacağın nimetler vereyim demektir bu.

Secde et, vav ol, vay dememek için la şey olan insan herşey demek olan Rabbinin önünde...



Hakan Türkyılmaz
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

Mevlana





Hamuş!.. Dedi Mevlana kendisine Hamuş!… Yani Suskun!… Sustuğu yerde açıldı kapılar önüne serildi ışıltılı kelimeler kalbi duygular… Hamuş!.. dedi sustu Mevlana… Sustu ve kapandı karanlıklara… Karanlıklara Şems doğdu sonra… Baktı… Gördü… Adına Aşk dedi… Candan özge candan öte olana… Yaprakta tohumu damlada okyanusu gördü sonra…

Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Sözün bittiği yerde noktanın konduğu yerde susmuştum bütün kelimelerimi. Anlatmak yormuştu nazenin bedenimi… Anlaşılamamak ise en çok yüreğimi. Sustuğu yerde anlaşılmaktı belli ki bütün derdi…

Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Seni anlatmayan bütün kelimeleri susmuştum. Senle başlamayan bütün cümleleri bir bir bozmuştum. Şems ol da gel karanlıklarıma doğ diye ummuştum… Umutmuşsun!.. Unutmuşum!…

Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Suskunluğum verilene rıza göstermekti… “İyi günde kötü günde hastalıkta ve sağlıkta” diye başlayan o tekerlemeye eşlik etmekti. İyi ve güzeli sana kötü ve çirkini kendisine seçmişti… Suskunluğun bedeli sadece bu seçimdi…

Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Dün’ü dünde bırakmak adına…”Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”dı. Aşk! Demiştim sonra Aşk!… Aranan bulunmuştu… Beklenen gelmişti… Aşk vardı ve ötesi çoktan unutulmuştu!…

Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Sana da Şems diyecektim belki… Kör kuyulara atılmasaydın bütün karanlığına rağmen görecektin güneşi… Kapattın gözlerini kestin attın son yanında yeşeren düşlerini… Şems olmak kolay mıydı canı canana teslim etmeden? Kendinden geçmeden aydınlanır mıydı kör karanlıklar açılır mıydı kilit vurulmuş kapılar…

Hamuş!.. Demiştim ben de kendime. Sonra “ne olursan ol yine gel” demiştim… Önce kendine sonra kendindekine. Kendini bilmekti marifet… Kendini bulmaktı meziyet… Dev aynasında değil boy aynasında seyretmekti asıl kendini keyfiyet…

Sonra “ Bişrev!” dedi Mevlana… “Dinle!..”

Sonra “Bişrev!” demiştim ben de!… Dinle!… Hamuş ol dinle!.. Kendin ol dinle!… Tövbe et dinle!… Affet dinle!…Ama dinle!… İlle de dinle!…

Sath-ı müdafaada meşruiyet aramak senin neyine!… Dinle!..

Hataya bedel günaha kefaret biçmek senin neyine!… Dinle!..

Yenilen hakkı hukuku arşına endazeye kiloya grama grata vurmak senin neyine!… Dinle!..

Cüceler dev ayaklar baş olmuşsa cüceyle boy devle güç yarışına girmek senin neyine!… Dinle!..

Akıllar uçmuş fikirler gitmiş duygular yerle yeksan olmuşsa namus edep haya en çok da namustan edepten hayadan akıldan fikirden yoksunların eline düşmüşse konuşmak senin neyine!

Sus ve dinle!..

Hamuş ve bişrev!.. Yangın yerine bak!..

Ateşten külden kordan ne var elinde!.. Pervane değilsen yaklaşma sakın ateşe!…

Can’ı Canan’a teslime hazır değilsen “ben Aşk’ım” deme kimseye…

Aşk gelmesin seninle dile… İncinmesin ne Mecnun ne Leyla ne gül ne de diken seninle!.. Ayağıma diken batacak diyorsan düşme çöle… Ah u zar ederim diyorsan çekme gözüne sürme!..

Talipsen kara bahta kör talihe…Dinle!

“Gel gel ne olursan ol yine gel!…” diyorsan “Hamuş!…” ol sen de… Sonra da “Bişrev!…” de en sevilene!…

Ve semaya dursun yürekler Aşk’ın önünde…
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

29 Nisan 2012 Pazar

SARI ÇİZMELİ MEHMET AĞA



Önce, Barış Manço'ya rahmetle şu mısraları okuyalım:


Yaz dostum! Yoksul görsen besle kaymak bal ile

Yaz dostum! Garipleri giydir ipek şal ile
Yaz dostum! Öksüz görsen sar kanadın, kolunu
Yaz dostum! Kimse göçmez bu dünyadan mal ile
Yaz tahtaya bir daha/Tut defteri kitabı
Sarı Çizmeli Mehmet Ağa/Bir gün öder hesabı

Evet! Hesabı öde(me)yen Sarı Cizmeli'nin hikâyesi şöyle: Sarı cizmenin moda olduğu bir zamanda, İzmir eşrafından birisi, uşağını çağırıp tembih etmiş:

- Bak a efendi! Aydın'dan Mehmet Ağa isminde birisi gelecek. Harman zamanında sarı çizme alması için on dört akçe vermiştim. Borcunun vadesi geldi, bugün defterden borc­unu sildim. Şimdi faytona bin, doğru istasyona! Uzun boylu, orta yaşlı, efe bıyıklı biridir, hemen tanırsın.

Uşak istasyona varmış. Tren boşalmaya başlamış. Bir müddet, tarife uygun adam aramışsa da nafile. Bari çizmesinden tanıyayım diye bu sefer ayakları tarassuda başlamış. Ne var ki sarı çizmelerden giyen giyene. Nihayet çaresizlik içinde en benzettiği kişiye seslenmiş:

- Mehmet Ağa! Bizim bey seni konakta bekliyor. Tesadüf bu ya, sarı çizmeli adamın adı Mehmet olup Aydın'da kendisini ağa diye çağırırlarmış. Beraberce konağa varmışlar. Bey bakmış ki gelen sarı çizmeli ile onun borçlusu Mehmet Ağa arasında bir benzerlik yok. Elindeki defterin alacak hanesine bir yandan Mehmet Ağa'nın adını yeniden yazarken, diğer yandan uşağı paylamaya başlamış. Nihayet uşak:

- Bey, demiş, burası koca bir şehir, sarı çizmeli de çoktu; Mehmet Ağa da. Seninkini yaz deftere bir daha!

Bu hikâye halk arasında yayıldıktan sonra, kim olduğu, ne olduğu belli olmayan birisinden bahsedilirken "Sarı çizmeli Mehmet Ağa" deyimi kullanılmaya başlanmıştır.

İskender Pala - Kapı Yayınları - 212 Sayfa
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

PABUCU DAMA ATILMAK







Osmanlılar devrinde esnaf teşkilâtı, Ahîlik geleneğinin uzantısı olarak belli bir nizam içer­isinde ve fevkalâde sağlıklı işlemiştir. 

Her esnaf teşekkülünün bir kethüdası bulunur ve kethüda o meslek dalının inceliklerin i, kanunlarını, yönetim biçimini iyi bilir, esnafın çal­ışma düzeni ve dürüstlüğünü denetlermiş. 

Esnaf ile kethüda arasında yiğitbaşı denilen, bilirkişi konumunda bir esnaf temsilcisi bulunur, sanatında hile yapanlar olursa, yiğitbaşı tarafından tespit edilerek kethüdaya bildirilir ve gerekli cezaî işlemler başlatılırmış. Bu, bir nevi, şimdiki TSE kontrolörlüğü demektir.

Herkesin meslek ahlâkı ilkeleriyle çalıştığı o dönemlerde bir zanaatkârın yaptığı işte ihmal veya hileye sapması, nâdir görülen hadiselerdendir. Çabucak bozulan, yırtılan veya çürüyen mallarda bir hile aranır, bulunursa kethüdaya şikâyetle ilgisinin cezalandırılması istenirmiş.

Takdir edilir ki ayakkabı imalâtı, bu tür şikâyetlere açık bir meslektir. 

Kısa sürede eskiyen ayakkabının kullanım hatası mı, yoksa üretim hatası mı olduğu sık sık tartışma ve şikâyet konusu edilmeye başlandığı devirlerde, çürük çarık yapılan, çabuk sökülen yahut delinen ayakkabılar dolayısıyla kethüda, sık sık çarıkçılar yiğitbaşısını çağırıp tahkikat yaptırır olmuş. 

Eğer bir imalât hilesi söz konusu ise ilgili usta çağırılır, esnafın ileri gelenleri, yiğ­itbaşı ve diğer meslek temsilcileri huzurunda kethüda tarafından tekdir edilir, aldığı ücretin müşteriye iadesi sağlanır, dava konusu olan ayakkabı da kullanılmamak için dama atılırmış.

Bir esnafın yaptığı ayakkabının dama atılması o usta için en büyük ayıp olup meslekteki şeref ve itibarını sıfırlar ve müşterisinin azalmasına yol açarmış. Bu uygulama bütün esnaf teşkilâtı için bir genelleme niteliğinde olup birisi hakkında "pabucu dama atıldı" denilmesi artık o meslekten ekmek yemesinin zor olduğuna işaret sayılmış, esnafın bu titizlik ile iş görmesi temin edilmiştir.

Bu uygulamanın Ahî Evran'dan kalma olduğu, daha o zamanlarda da hatalı malzeme üreten zanaatkarın, Ahî şeyhi tarafından meclisten çıkarılıp pabucunun tekke damına atıldığı ve evine yalınayak gönderildiğine dair rivayetler vardır.

İskender Pala - Kapı Yayınları - 212 Sayfa
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

28 Nisan 2012 Cumartesi

Kıl beni ey namaz






‘Kıl Beni Ey Namaz’la namazin bizi dogru, duru, diri ve insan kilmasinin ruhunu hissedeceksiniz. 
Abdestin insanin zihnini ve gönlünü nasil kötülüklerden arindirdigina sahitlik edeceksiniz. 
Ezanla namaza çagrinin, anne çagirisi gibi sicak oldugunu fark edeceksiniz. 
Namaz vakitlerinin hayatimizi düzene koydugunu kesfedeceksiniz. 
Fatiha Suresinde nûn’un gemisinde ‘biz’ olma bilinciyle bütün kainati kucaklamayi ögreneceksiniz. 
Tesbihâtla, Rabbimize yakarısın en güzelini tesbih, hamd ve tekbir ısıgında yasayacaksiniz. 
Namaz sevgisini bir nefes gibi içinize çekeceksiniz. 
Husu’yu yakalayamadiginiz anlar için namaza ask ile baglanmanin yollarini bulacaksiniz. 
‘kıl beni ey namaz…’
Kıl beni ey namaz
Çöllerden topla hücrelerimi
Rahmetinin serinliginde yika kalbimi
Kıl beni ey namaz
Ruhumu secdede yeniden fisilda bana.
Sah damari yakinligindan emzir yetimliklerimi.
Kıl beni ey namaz
Daglar küçülsün, denizler tassin, dagilsin kalabaliklar.
Rükû rükû dogrult egriliklerimi.
Kıl beni ey namaz
Ikiye bölünsün kalbim kiblenin sakaginda.
Sevgilinin isaret parmagi degsin gögsüme.
Kıl beni ey namaz
Topla sevdalarimi kirik aynalarin çatlaklarindan.
Ömrüme ilikle seviçlerimi, firûze düsler düsür alnimin safagina.
Kıl beni ey namaz
Tenim Ibrahim gibi atese düsmüsken
Gül kokulu serinlikler degdir yüregime
Kıl beni ey namaz
Günahin, isyanin, nisyanin kuytusunda büyüttügüm pismanliklarimin yüzünü kaldir yerden.
Al karanliklarimi, al karaliklarimi gözbebeklerinde yıka.
Kıl beni ey namaz.
Insan kıl beni.
Dogru kıl.
Duru kıl
Diri kıl beni.
Insan kıl bu bedeni.
 Senai Demirci


DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

Mevlâna



Ey Gönül!Dikkat et âhir zaman bu!
Nefsine uyup da sûrete aldanma!
İblisin bile mâşallah dediği kullar var.
Seveceksen sev vefâ nedir, takvâ nedir bileni!
İçinde Cennet saklayan virane kullar var..! “
.
Mevlâna
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

27 Nisan 2012 Cuma

SAMAN ALTINDAN SU YÜRÜTMEK




SAMAN ALTINDAN SU YÜRÜTMEK
Vaktiyle bir ova köyünde, köylüler tarlalarını sulamak için ırmağın suyunu nöbetleşe kull­ anmak üzere anlaşmışlar. Irmak boyunda bulunan tarlalar, açılan kanallar vasıtasıyla sıra ile sulanıyor, herkes ziraatiyle meşgul oluyormuş. Köyün açıkgözlerinden birisi, daha fazla su alabilmek için tarlasında derin ama ince bir kanal kazıp ırmaktan su çalmayı aklına koymuş. Kanalı gizleme maksadıyla da üzerini çalı çırpı ve taşlarla örtüp araziye uydurmuş. En üste de saman yığınları koymuş ki kimse kanaldan şüphe etmesin.

Bir müddet sonra, ırmağın daha aşağılarındaki tarlalara giden suyun azalması üzerine köylüler, durumu araştırmaya karar vermişler. Ne çare ki arayıp taramaları sonuçsuz kalmış. Daha yukarılarda çok akan suyun, belirli bir noktadan sonra birdenbire azalmas­ ına bir türlü anlam verememişler.

Nihayet tarlaları dolaşıp bakmaya başlamışlar. Kaçak su alan köylünün tarlasına geldiklerinde, bostan havuzunun daima su ile dolu durduğu dikk­ atlerini çekmiş. Üstelik, havuzun üzerinde saman kırıntıları yüzmekteymiş. Bu suya bu samanlar nereden geliyor diye araştırınca, saman yığınlarına ulaşmışlar ve hileyi anlayıp samanları eşeleyince kanalı bulmuşlar. Bunun üzerine, köyün ihtiyar heyeti toplanmış ve köylüyü falakaya yatırmışlar.

Değneği vururken diyorlarmış ki:
"Saman altından su yürütürsün ha! Al bakalım hak ettiğin cezayı!."
 
(İskender Pala,İki Dirhem Bir Çekirdek)
 
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

Erzurumlu İbrahim Hakkı / Mârifetnâme




Gönlün, yedi tavrı vardır. İnsan her birinde başka bir ahlâkî gelişme elde
eder.
• Birincisi, gönlün akıldan istifade edip hakla batılı ayırmasıdır.
• İkincisi, kalbin tefekkür etmesiyle göğsün genişlemesi,
• Üçüncüsü, kalp sevgisi,
• Dördüncüsü, mehcet’ül kalp yani Allah’ın güzelliklerinin ve ilhamın ferasetle farkına varmaktır.
• Beşincisi, dünya sevgisinden uzaklaşmak,
• Altıncısı nefsanî ilhamlardan kurtulup, gönüle varmaktır.
• Yedincisi ise süveyda tavrıdır ki onunla doğruluk elde edilmesi ile sonsuz
zevk ve huzura erişilir.

Erzurumlu İbrahim Hakkı / Mârifetnâme
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

26 Nisan 2012 Perşembe

HZ. MEVLANA'NIN EŞİNE OLAN SEVGİSİ






Bir gün Mevlana eve girer ve hanımı ona sorar;
bu kadar aşıksın Mevlaya şükürler olsun
bu aşkı yaşayıp yaşatana peki bana ne kadar aşıksın der;

Mevlana hanımına şöyle der;

-Sen benim;
Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevişim,
Bir adım gelene on adım gidişimsin...
Ve herkesi olduğu gibi kabul edişimsin...

-Sen benim;
Bugünüme şükür ve yarınıma dua edişim,
azla yetinişim, çoğa göz dikmeyişimsin
Ve kapanmayan avuç içimsin..

[Mevlana]
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

25 Nisan 2012 Çarşamba

Erzurumlu İbrahim Hakkı'




" Bİr de kadınlara yazılan mektuplar var; ne mektuplar! Ama hiç birisi Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın dört hanımına aynı kağıtta yazdığı mektubun şöhretine ulaşamamış."

İşte o mektup:

İzzetli, hürmetli, hakikatli, adamlıklı, şefkatli, hatırlı, gönüllü, asıllı, usullu, akıllı, iz'anh, hünerli, ma'rifetli, üsluplu, yakışıklı, güzel huylu, tatlı dilli, uzun boylu, ince belli, kıl ayıpsız hatunum, helâlim (eşim) Fir-devs Hatun huzuruna,

Derun-i dilden (gönül içinden) ve can u gönü
lden selâmlar ve dualar edip ol mübarek nazik hatırın sual ederiz, Huda'nın birliğine emanet veri­riz. Benim nazlı yar-ı gam-güsarım (dert ortağım), benim şenliğim, şöh­retim, benim sevdiğim, keyfim, benim canım Firdevs'im! Neylersin niş­lersin, ne keyftesin, ne fikirdesin, ne haldesin, ne demdesin (durumdasın) ? Benim güzelim, garip gönlünü ne ile eğlersin? Okur musun, nakış mı işler­sin, oynar mısın, güler misin? Benim gönlüm senin hayalinle eğlenir, sen nicesin? Keşke sizi getirsem, bu vilâyetleri seyrettirsem, zira sensiz canım rahat olamıyor. Benim güzel keyfim, senden ayrılmak ne çetin ahvalimiş bilmezdim. Hak Taâlâ gönül hoşluğuyle bir dahi dünya gözüyle görüşmek müyesser eylesin âmin... 

Firdevs, Firdevs, o saçların seveyim, Firdevs, Firdevs, o başın seveyim, o kaşın seveyim, o gözün seveyim, o yüzün seveyim, ayıpsız canın seveyim, salon benden küsmeyesin ki gönlüm sıkılmasın. Kusurlarımı afvet, ahiret hakkım helâl eyle. Bu uçkuru bana yadigâr mı verdin, yoksa bununla beni bağladın mı ? Zira yadigâra ne hacet hiç hatırım­dan çıkmadın, gözüm önünde durursun. Böylece apayan gönlümdesin. Allah'a emanet olasın. Bin tabaka kâğıt yazsam seninle sözlerim tükenmez. Hele yavaş, inşallahu Taâlâ, ramazan geceleri sabahlara değin sana çok çok gördüğüm, işittiğim hikâyeler söylerim. Her gördüğüm, işittiğim pâk şeyleri ve esvapları size lâyık görürüm; eğer fırsatım olursa alırım, yoksa siz sağ olunuz; birer hamaylı getiririm. Şimdilik mektubum boş olmasın için bir pâk bürüncük gömlek göndermişim, ma'zur olsun. Sizin hevesinize çermiği (kaplıcayı) yaptırırım; inşallah tamam olanda sizinle bir gece anda çimeriz. Gönlünüz her ne meyve isterse şehirden getirtesiniz, meyvesiz kalmayasınız, haftada iki kere çaylara, bahçelere çıkasmız, hapsolmayasınız, rahat ola­sınız. Allah'ın birliğine emanet olasınız. Ömrün uzun olsun, âmin ya Mu'in (Ey Tanrım).

Ve izzetli, hürmetli, muhabbetli, hatırlı, gönüllü, asıllı, usullu, akıllı, sabırlı, güzel huylu, tatlı dili, hanım yapılı, güleç yüzlü, alçak gönüllü der­vişim, ehlim (karım), helâlim Fatma Hanım huzuruna,

Derun-i dilden ve can u gönülden selâmlar ve dualar edip mübarek hatırın sual ve Huda'nın birliğine emanet veririz. Benim yar-ı gânm (can dostum), benim gam-güsarım, benim aklım, fikrim, benim canım, hanım, neylersin, nişlersin, ne fikirdesin, ne haldesin, ne demdesin? 

Benim yükümü çeken, benim hatırımı sayan, benim ateşime yanan... Selâmet kurtuldun mu ? 
Allah emeklerin zayi etmesin, ben isterdim ki senin bu hizmetinde bu­lunayım; ama takdir böyle imiş. Şimdi bir selâmet haberin müjdesini bek­liyorum ... 
İstanbul'un suyu ve havası bana hoş geldi; öyle ki gayet şişman kişi oldum. Benim canım helâlim, mektubumu? boş olmasın için şimdilik sana bir istanbul gömleği yolladım, ma'zur olsun. Sonra ben gelende görelim ne müyesser olur ? 
Hak Taâlânm yanında aziz olasınız. Ben senden çok ra­zıyım, Rabbin de senden razı olsun. Cümlemizi firdevs-i âlâya götürsün, melek huylu, âlemin nuru hanım. Allah'ın birliğine emanet olasınız, â-min ya Mu'in,

Ve izzetli, muhabbetli, hakikatli, şefkatli, gayretli, edepli, helâlim Belkis Hatun'a,

Selâmlar edip mübarek hal ve hatırın sual edip Huda'ya emanet veri­riz. Benim ıyâz-ı hassım (içten dostum), benim pâk, arı tavırlı yosmam, benim derdimi, belâmı çeken emektarım. Keyfin nice, neylersin, ne halde­sin, ne demdesin? 

Bacılarınla hoş tatlı mısın? Hatırımiçin cümleye izzet, hizmet eder misin? Gülsün Hatun'un (kızları) keyfince gider misin? Sana gene cefa eder mi? 
Benim yarim, benim Allahlık ehlim, gurbet elde seni unutmam. Sen benim gene evvelki ıyâz-ı hassımsın. Hiç gönlüne bir gam ve elem getirme, keyfini aç. 
Allahu Taâlâ mu'inin olsun; sağ selâmet seni bana bağışlasın. Bir dahi dünya gözüyle görüşmek müyesser eylesin, âmin. İnşallahu Taâlâ ramazandan evvel gelende sizlere birer armağan getiririm; ama, şimdilik bir istanbul gömleği gönderilmiştir; Gülsün'e de bir cici mest yollanmıştır. 
Hemen Allahu Taâlâ cümlenize can sağlığı ve gönül hoşluğu ihsan eylesin, âmin.

Ve izzetli, hürmetli, muhabbetli, hakikatli, hatırlı, gönüllü, hizmetli, sabırlı, ma'rifetli, akıllı, gayretli, şefkatli, güzel yüzlü, şirin sözlü, melek huylu, çelebi kollu, nazik elli, ince belli, şirin yıldızlı, has odalığım, oğlum annesi, gönlüm canânesi, inci danesi, hatunum ve hanım küçük kadın Züleyha Hanım huzuruna,

Candan selâmlar ve gönülden dualar edip ol mülayim hatırın kat kat sual ederiz; Allah'ın birliğine emanet veririz. 

Benim küçük kadınım, benim âşık paşam, benim gözüm, benim sırdaşım, benim dervişim, benim emek­tarım, ne keyftesin, ne haldesin, ne demdesin, neylersin, nişlersin, iyi misin, hoş musun? 
 Allah, mu'inin (yardımcın) olsun. Hak Taâlâ canına sağlık, gönlüne hoşluk versin. Tanrı seni bana bağışlasın; bir dahi dünya gözüyle görüşmek müyesser eylesin, âmin. 
Aceb cihanda senin gibi var mıdır? Zil-hem, Zilhem, o tatlı canın seveyim, o tatlı bakışların seveyim; hiç fikrimden gitmezsin, böylece ayan gönlümde durursun. 
Benim nazik âşıkım, senin için yollarda ve istanbul'da besteler yazıyorum ve öğreniyorum ki inşallah gelende seninle ses sese verelim de türlü türlü besteler, güzel güzel kitaplar okuyalım, Allahu Taâlâya âşık olalım, safalar edelim.

Bir küçük kadın gördüm, hemen sana benzettim, selâm sabah ettim, sesi dahi sana benzerdi; senin hatırın için sokak ortasında ana yarenlik edip ahvalini sordum. Bir ihtiyar kocası varmış zindanda, ana ekmek götürür-müş. On kuruş borcunu vererek anı halâs edip sevabını sana bağışladım. Allahu Taâlâ senden razı olsun, zira ben senden yer gök dolusu razıyım. 


Allah Şeyh Osman'ı (oğulları) bize bağışlasın, âmin ve cümle küçük kadınlar sana kurban olsun ve büyük kadınlar bacılarına kurban olsunlar. Benim hakkımda siz bana dünyalar değersiniz. Hak Taâlâ dördünüzü bana dünya­da bağışlasın ve ahirette firdevs-i âlâda dahi sizi bana versin, âmin ya Er-hamürrahimîn (ey esirgeyenlerin en esirgeyeni), dahi ben kimsenin fikrinde ve hayalinde değilim. Bu muhabbetnamem boş gelmesin için her birinize birer bürüncük gömlek irsal olundu, şimdilik ma'zur olsun. 
İnşallah yakın­da va'demiz tamamında ağa efendimizden destur alırız ve gelip sizinle çer­mikte çimeriz; zira, bu çermiği sizin hevesinizle yaptırdım. İnşallah elime akça girerse camuş çermiğinde sizin için bir küçük kümbet yaparız. 
Siz gidende ol küçük çermiği yasağ edersiz. Tenha safayla çimer çıkar, pâk olursuz. Sizinle ol kadar çok sözlerim vardır ki bir ay yazsam tükenmez ...
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

Stress seviyeniz kaç ?


Ne kadar hızlı dönüyorlar?
Bu sizin stress seviyenizi belirliyor...


DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

24 Nisan 2012 Salı

YANGIN YER YER DEVAM EDİYORDU






bırak sevgilim yol senden geçsin
önce davranan, sevgilim, bu kez bağışla
kalanları, biz gidenleri kutlamak için
alkış arıyoruz kimin elinde kaldıysa

bırak sevgilim bu yangını sen bağışlama
bunca iz, işaret bağışladın dünyaya
Dikkat Çocuklar! bıraktın, biz geçtik
biz geçip gitmek için bırakılanlar
kimsem çok, gidenim yok! demek içindik


sevinmek içindik; göç gidiyordu işte,
sır kalıyordu, kurtulan kurtulana gibiydik
birbirimize katılıyorduk ama: -yangın bizden
kurtuldu! diyenimiz de yoktu, ateşin tersine
dönmesinden korkan en duyarlımız bile:
-yangından ben kurtuldum, ruhum kül oldu!
çaprazında tutuşmuştu: -hangi yangını seçsem
iki ateşin arasındayım, ruh ve ten!
yangın yer yer devam ediyordu...

bırak sevgilim şimdi yangın şehirdir
sana bıraktığım sessizlikten birkaç kelime
kalmıştır hâlâ yangından konuşmak için,
şimdi erdem herkesle sır olmakta değil,
hangi kışa rastlasan konuk olmakta!
kuşlar gördüm ne kuşu ne kış konuğu
kuşlar gördüm bir dalı bir dal için kırıyorlardı
öyle üşüdüm ki kafesimde onlardan çok...

şimdi kuş ateşe düşmemiş olmaz
ateş beslemeli ağzında, kanat düşürmeli
yangına, altın tüy dökülmeli, kuş oluşmalı,
bu kuş olabilir misin, sır böyle taşınır
sevgilim, sır arayan sende ateşiyle tanışır!

bırak sevgilim yol senden geçsin
kayıkta göl var, kuşta gökyüzü
ama kimse beklemiyor kimseyi
hem gidince ne olacak bir şeyi

vardın, oldun, kayboldun
şimdi ortasındasın
ne kayık göle dahildir artık
ne kuş gökyüzünde seferi
yangının içi şehir
yol senin içindedir

ya yol senden geçmeli, ya yol senden geçmeli!
sen dönmelisin geri, sen dönmelisin geri!
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

21 Nisan 2012 Cumartesi

ERKEK FARKI







Kαdın αkşαm işten çıkαr, ıspαnαk αlır eve gider. Sofrαyı hαzırlαr αmα yoğurt αlmαyı unutmuştur. Hemen kocαsını αrαr. Kocαdαn kocαyα değişen cevαplαr;

1- Ben geç geleceğim yoğurtsuz yiyin (Lαckαlαşmış Kocα)
2- Arαdığınız kişiye şuαn ulαşıαmıyor (Aldαtαn Kocα)
3- Ispαnαğı αldın dα yoğurdu neden αlmαdın (Kαzmα Tipi Kocα)
4- Yine mi ıspαnαk otlαyα otlαyα sığır olduk (Kαlαs Tipi Kocα)
5-Tαmαm αlırım (Monotonlαşmış Kocα)
6- Tαmαm. Bαşkα birşey lαzım mı (Normαl Kocα)
7- Tαmαm hαyαtım αlırım bαşkα bi isteğin vαr mı (İdeαl Kocα)
8- Amααnn cαnımm ıspαnαklα mı uğrαştın, yαpmαdıysαn bırαk dışαrı dα yiyelim..
(Yok Böyle Kocα :)
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

Çok tuhafız...



Ağlarken gülebilen, gülerken ağlayabilen ve severken ayrılabilen insanlarız.. Evet, çok tuhafız...

DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

ESMA-ÜL HÜSNA / ALLAH’IN 99 iSMi





1.Allah(cc) Yaradanın öz adıdır. Diger bütün isimlerin anlamı Allah isminde mevcuttur.

2.Er-Rahman (cc) Nimet verici. Ezelde yaratılmışlar hakkında hayır ve rahmet eden. Sevdiğini ve sevmediğini ayırtetmeyerek, bütün nimetleriden istifadeye sunan.
3.Er-Rahim (cc) Pek çok merhamet edici, verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedi nimetler vererek mükafatlandıran
4.El-Melik (cc) Tüm kainatın sahibi ve tek, mutlak hükümdarı.
5.El-Kuddüs (cc) Hatada, gafletten,aciziyetten ve her türlü eksiklikten çok uzak, pek temiz.
6.Es-Selam (cc) Her çeşit arıza ve hadiselerden salim kalan,(her türlü tehlikelerden kullarını selamete çıkaran).Cennet’teki kullarına selam eden.
7.El-Mü’min (cc) Gönüllerde iman ışığı uyandıran, kendine sığınanlara aman verip onları koruyan, rahatlatan.
8.El-Müheymin (cc) Gözetici koruyucu.
9.El-Azîz (cc) Mağlup edilmesi mümkün olmayan galip
10.El-Cebbâr (cc) Kırılanları onaran, eksikleri tamamlayan, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan.
11.El-Mütekebbir (cc) Herşeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren.
12.El-Hâlik (cc) Herşeyin varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, olayları tayin ve tesbit eden (bilen, belirleyen) ve ona göre yaratan, yoktan var eden.
13.El-Bâri (cc) Eşyayı ve herşeyin aza ve cihazlarını birbirine uygun ve mülayim bir halde yaratan.
14.El-Musavvir (cc) Tasvir eden, her şeye bir şekil ve hususiyet veren.
15.El-Gaffâr (cc) Günahlari örtücü. Mağfireti pek çok olan.
16.El-Kahhâr (cc) Kahredici. Her şeye, her istediğini yapacak surette galip ve hakim. Kuvvet ve Kudretiyle herşeyi içinden dışından kuşatan.
17.El-Vehhâb (cc) Çeşit çeşit ni’metleri daima bağışlayıp duran
18.Er-Rezzâk (cc) Yaradılmışlara faydalanacakları şeyleri veren. Rızık verici.
19.El-Fettâh (cc) Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran kapıları açıcı.
20.El-Alîm (cc) Herşeyi çok iyi, en iyi bilen.
21.El-Kâbiz (cc) Sıkan Daraltan (zenginken fakir kılan gibi).
22.El-Bâsit (cc) Açan genişleten(fakirken zengin kılan).
23.El-Hâfid (cc) Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan.(Şan ve şeref sabiyken rezil ediveriri).
24.Er-Râfi (cc) Dereceleri yükselten. ( Allah teala istediği kulunu da kaldırıverir üstün şerefli yapıverir.
25.El-Muizz (cc) İzzet veren.Ağırlayan
26.El-Müzill (cc) Zillete düşüren, hor ve hakir eden.
27.Es-Semî (cc) Her şeyi işiten duyan
28.El-Basîr (cc) Her şeyi en iyi gören
29.El-Hakem (cc) Hükmeden, hakkı yerine getiren
30.El-Adl (cc) Adalet sahibi, Çok adaletli.
31.El-Latîf (cc) En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilmeyen, en ince şeyleri yapan, ince ve sezilmez yollardan kullarına çeşitli faydalar ulaştıran
32.El-Habîr (cc) Her şeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar.
33.El-Halîm (cc) Hilmi(Suçluların cezasını vermeye gücü yettiği halde bunu yapmayıp, onlar hakkında yumuşak davranmak, cezalarını ertelemek) çok.
34.El-Azîm (cc) Pek azametli (hakiki büyüklük Allah’ındır.).
35.El-Gafûr (cc) Bağışlayıcı. Mağfireti çok
36.Es-Sekûr (cc) Kendi rızası için yapılan iyi işleri daha ziyadesiyle karşılayan.(iyililere daha iyisiyle karşılık veren)
37.El-Aliyy (cc) Yükseklikte sonsuz.
38.El-Kebîr (cc) En büyük her şeyden daha büyük
39.El-Hafîz (cc) Yapılan işleri bütün tafsilatiyle tutan, herşeyi, belli vaktine kadar afat ve beladan saklıyan.
40.El-Mukît (cc) Kuvvet verici.
41.El-Hasîb (cc) Hesap görücü.
42.El-Celîl (cc) Büyüklük O’na mahsus.
43.El-Kerîm (cc) Kerem sahibi. Keremi bol
44.Er-Rakîb (cc) Üstün gelici.
45.El-Mucîb(cc) Dualari kabul edici.
46.El-Vâsî (cc) Sinirsiz.
47.El-Hakîm (cc) Hikmet sahibi.
48.El-Vedûd (cc) Mü’minleri seven.İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızasına erdiren, yahud sevilmeye ve dostluğu kazanılmağa biricik layık olan.
49.El-Mecîd (cc) Yüksek serefe sahip.
50.El-Bâis (cc) Peygamber gönderen. Ölüleri diriltip kabirlerinden çıkaran
51.Es-Sehîd (cc) O’ndan sakli yok.
52.El-Hakk (cc) Hak üzere kaim. Varlığını değiştirmeyen
53.El-Vekîl (cc) Her seye kefil.
54.El-Kaviyy (cc) Pek güçlü pek kuvvetli olan
55.El-Metîn (cc) Kuvvette kemal.
56.El-Veliyy (cc) Mü’minlere dost.
57.El-Hamîd (cc) Hamd edilen.
58.El-Muhsî (cc) Ilmi esyayi kusatici.
59.El-Mubdi (cc) Misalsiz yaratici.
60.El-Muîd (cc) Öldürücü ve diriltici.
61.El-Muhyi (cc) Hayat verici.
62.El-Mümît (cc) Hayat kaldirici.
63.El-Hayy (cc) Evveli ve sonsuzu diri.
64.El-Kayyûm (cc) Her sey O’nunla kâim.
65.El-Vâcid (cc) Zengin ve ihtiyaçsiz.
66.El-Mâcid (cc) Azamet ve serefli.
67.El-Vâhid (cc) Bir ve essiz.
68.Es-Samed (cc) Muhtaç olunan ihtiyaçsiz.
69.El-Kâdir (cc) Kuvvetli.
70.El-Muktedir (cc) Diledigini yapabilen.
71.El-Mukaddim (cc) Öne alici.
72.El-Muahhir (cc) Sona erteleyici.
73.El-Evvel (cc) Evveli olmayan.
74.El-Âhir (cc) Sonu olmayan.
75.Ez-Zâhir (cc) Görünen.
76.El-Bâtin (cc) Gizli olan.
77.El-Vâli (cc) Isleri yürüten.
78.El-Müte’âli (cc) Zatiyle en yüksek.
79.El-Berr (cc) Iyiligi bol olan.
80.Et-Tevvâb (cc) Tövbeleri kabul edici.
81.El-Müntekim (cc) Suçlarin karsiligini veren.
82.El-Afuvv (cc) Bagislayici.
83.Er-Raûf (cc) Rahmet gösteren.
84.Mâliku’l-Mülk(cc) Bütün mülklerin sahibi.
85.Zü’l-Celâli ve’l-Ikrâm (cc) Seref ve ikram sahibi.
86.El-Muksit (cc) Adalet gösterici.
87.El-Câmi (cc) Kiyamette toplayici.
88.El-Ganiyy (cc) Çok zengin.
89.El-Mugnî (cc) Zengin edici.
90.El-Mâni’ (cc) Diledigini en gelleyen.
91.Ed-Dârr (cc) Diledigine zarar verici.
92.En-Nâfi (cc) Diledigine menfaat verici.
93.En-Nûr (cc) Alemleri aydinlatan.
94.El-Hâdî (cc) Dogruyu gösterici.
95.-Bedî (cc) Vasitasiz icat edici.
96.El-Bâki (cc) Varligi dâim olan.
97.El-Vâris (cc) Mülklerin gerçek sahibi.
98.Er-Resîd (cc) Kullarını irsad eden.
99.Es-Sabûr (cc) Sabır gösteren
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

ENERJİNİZİ TÜKETENLER



•Kendinize vermiş olduğunuz fakat bir türlü tutamadığınız sözler.
•Kullanmadığınız halde evinizde, işyerinizde bulundurduğunuz her türlü materyal.
•Görüşmek istemediğiniz halde “ayıp” olur düşüncesinden ötürü iletişim halinde olduğunuz herkes.
•Geçmişinizde affedemediğiniz, hala zihninizde kavga halinde olduğunuz aile fertleri ve kişiler.
•Evinizde sizi bekleyen fakat bir türlü vaktiniz olmadığı için yapamadığınızı ifade ettiğiniz birikmiş tadilat veya işler.
•İstemeyerek giriştiğiniz her türlü proje.
•Sevmediğiniz fakat “ kim sevdiği işi yapıyor ki?” dediğiniz işiniz.
•Her türlü dağınıklık.
•“Yarın yaparım” diyerek ertelediğiniz, her yeni hayaliniz.
•Canınızı sıktığı halde görüşmeye devam ettiğiniz herkes.
•Her yıl ertelemeye yöneldiğiniz ya da bir görev misali gittiğiniz tatiliniz.
•Yapamadığınızı, başaramadığınızı düşündüğünüz her şey. ( hayallerinizdeki işiniz, hayallerinizdeki eşiniz, hayallerinizde yaşamak istediğiniz yer…)
•“ Hayır” diyemediğiniz, iyi niyetli olduğunuz için yaptığınızı sandığınız her şey.
•Mutsuzluğunuzdan kaynaklı gösteremediğiniz performans.
•Tutamadığınız her türlü söz.
•“ Keşke” diyerek hayıflandığınız her şey.
•Vermek istediğiniz ama bir türlü veremediğiniz cevaplar.
•Sağlığınızla ilgili aldığınız ama bir türlü uygulayamadığınız kararlarınız. ( spora gitmek…)
•Vermek istediğiniz kilolarınız.
•Cevaplamadığınız mailler.
•Tamamlanmamış, ötelediğiniz, ertelediğiniz, sizi yiyip bitiren her şey!
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

20 Nisan 2012 Cuma

İÇİNDEN DOĞRU SEVDİM SENİ





İçinden doğru sevdim seni
Bakışlarından doğru sevdim de
Ağzındaki ıslaklığın buğusundan
Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de
Beni sevdiğin gibi sevdim seni
Kar bırakılmış karanlığından.
Yerleştir bu sevdayı her yerine
Yüzünde ter olan su damlacıklarının
Kaynağına yerleştir
Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına
Gül taşıyan çocuğuna yerleştir
Ve omuzlarına daracık omuzlarına
Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın
Tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten
Bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir
Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde
Saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe
Alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran
Yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne
Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun
Kar taneleri gibi uçuşan
Ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine
Yerleştir bu sevdayı her yerine.
Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere
Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden
Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen
Sevdayı
Ve köpüklendir
Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın
Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten
Öğrenmez ama öğretir mutluluğu
Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi
Biraz da herkes içindir.
Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli
Var eden kendini birincisinden
Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.
Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen
Tanımadığın bir ülke gibi
İçinde yaşamadığın bir zaman gibi
Tam kendisi gibi mutluluğun
Beni bekliyorsun
Ve onu bekliyorsun beni beklerken.


Edip Cansever ..

DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...
 
2009 Template Scrap Rústico|