1 Ocak 2015 Perşembe

Esma-Ül Hüsna İle Tedavi



Esma-Ül Hüsna İle Nasıl Tedavi Yapıldığına Dair Biyoloji İlminin Mucidi Dr. İbrahim Kerim Anlatıyor:
Esma-ül Hüsna’nın tüm hastalıklara şifa olduğunu keşfettim. Gözümle gördüğüm, şahit olduğum bir olayı anlatayım: Bir arkadaşımın gözleri iltihaplanmış, kıpkırmızı kesilmişti. İki elini gözlerinin üstüne koyarak ‘YA NUR, YA HABİR, YA VEHHAB’ esma-i şeriflerini okumaya devam etti ve bir süre sonra Allah’ın lütfuyla gözleri eski haline geldi.
TEDAVİ ŞEKLİ İSE ŞÖYLEDİR: Ağrıyan yere elini koyarak Esma-ül Hüsna’yı okumaya devam etmek…
Esmaül Hüsna için “bedeni ve zihni, öfke, nefret, eleştiri, hüzün, pişmanlık, kıskançlık, korku ve günah duygusundan meydana gelen zehirleri temizleyen en etkili güçtür. Hastalık genelde bedenin herhangi bir yerinde enerjinin işlevini yapmaması sonucunda oluşur. Öfkelendiğimizde, bedenimizde öldürücü bir zehir meydana gelir. Eğer bu zehir nötralize edilmezse bazen uzun vadede ölümle sonuçlanır.İşte bu zehrin de en büyük panzehiri Esmaül Hüsna’dır” tarifini yapan yazar bazı rahatsızlıkları ve onlara iyi gelecek adları listeliyor;
İşte bazı rahatsızlıklar ve ona şifa verecek Esmaül Hünsa:
Omurga için: El Cabbar CC.
Kulak için : EsSemi CC…
Saç için: El Bedi’ CC.
Adaleler için: El Kavi CC.
Kalp Kasları için: ErRezzak CC.
Atardamarlar için: El Cabbar CC.
Kanser için: Celle Celaluhu
Burun için: Latif- Ğani- Rahim CC.
Bacak için: ErRafi’ CC.
Göz – damarları için:El Muteal CC.
Kolon için: ErRauf CC.
Karaciğer için: En Nafi’ CC.
Prostat için: ErReşid CC.
Yağ keseleri için: En Nafi’ CC.
İdrar kesesi için: El Hadi CC.
Akciğerler için: ErRazık CC.
Kemikler için:En Nafi CC.
Dizler için: ErRauf CC.
Saç Kepeği için: Celle Celaluhu
Kalp için: En Nur CC.
Kalp Damarı için: El Vahhab CC.
Sinirler için: El Muğni CC.
Migren için: El Ğani CC.
Guatr için. El Cabbar CC.
Göz için: EnNur-Basir-Vahhab CC.
Mide için: ErRezzak CC.
Böbrek için: El Hayy CC.
Bağırsaklar için: EsSabur CC.
Pankreas-Şeker hastalığı için: El Bari CC.
Rahim için: El Halik CC.
Romatizma için: El Muheymin CC.
Ğudde teymusiyye için: El Kavi CC.
Göz Siniri için: EzZahir CC.
Tansiyon için: El Hafid CC.

(Alıntı)
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

1 Nisan 2013 Pazartesi

Hasretinden Prangalar Eskittim






Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.

Ard-arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...

Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...

Hasretinden Prangalar Eskittim
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

18 Şubat 2013 Pazartesi

Eski Türklerde 36 burç varmış


Eski Türklerde 36 burç varmış..düşünsenize nasıl yazılırmış onca günlük aylık ve yıllık öngörüler....:)

Toruk(21-31 Mart): İdare sahibi, lider.
Hımmıy (1-10 Nisan): İdealist, romantik.
Huttus (11-20 Nisan): Adaletli, kıskanç.
Hunta (21-30 Nisan): İnatçı, yaratıcı,
Çolpancı (1-10 Mayıs): Duygu tutsağı, önsezileri güçlü, çocuk ruhlu, sadık.
Kölköl (11-21 Mayıs): Enerji dolu, aşkta şahane, önder, kahraman.
Çamay (22-31 Mayıs): Fanaaaisi zengin, fikir önderi.
Küylü (1-10 Haziran): Gururlu, kaderci, ihaneti kabul etmez.
Kuşmuş (11-21 Haziran): Gösterişçi, eleştirel, mistisizme meraklı.
Sezgek (22-30 Haziran): Mızmız, içine kapanık, intikamcı.
Kuşdüger (1-11 Temmuz): Çocuk ruhlu, dengesiz, kararsız.
Gondaray (12-22 Temmuz): Geçmişe özlem duyan, siyaseti seven.
Ötgür (23-31 Temmuz): Zeki, çekici.
Küsümmü (1-12 Ağustos): İyi arkadaş, önderliği seven.
Künlü (13-23 Ağustos): Hassas, gururlu.
Sınçıma (24 Ağustos-1 Eylül): Sanat ve edebiyata yetenekli.
Atçak (2-13 Eylül): Depresyona yatkın, iradeli, gururlu, hassas, gelenekçi.
Kıllı (14-23 Eylül): Otoriter, sabit fikirli, zeki, aşkta utangaç, yazarlığa yatkın.
Canakkı (24 Eylül-3 Ekim): Nazik, hassas, sorumluluk sahibi, kompleksli, gösterişçi.
Ban (4-12 Ekim): Enerjiktir, hümanisttir, acımaz banlar.
Cemiş (13-23 Ekim): Ahlaklı, filozof.
Batık (24 Ekim-1 Kasım): Özgürlüğüne düşkün, diktatör, gaddar.
Hırtlı (2-12 Kasım): Savaşçı, spora düşkün.
Tutamış (13-22 Kasım): Çapkın, fedakâr.
Uslu (23 Kasım-2 Aralık): Objektif, ilme meraklı.
Kutas (3-12 Aralık): Yetenekli, dengesiz, mistik, anlaşılmaz.
Tusanak (13-21 Aralık): Güçlü, şanslı, emir vermeyi seven.
Tutar (22 Aralık-1 Ocak): Arkadaşı az olur.
Beçel (2-12 Ocak): Kızgın, intikamcı.
Pırsıuay (13-20 Ocak): Tartışmayı seven, sadık, özgür düşünceli. Uzun yaşar.
Balauz (21 Ocak-1 Şubat): Gaddar, deha, önder, müzik ve dansa yetenekli.
Cantay (2-10 Şubat): Estetiğe meraklı, titiz
Ergür (11-18 Şubat): Önder, ufku açık.
Sönegey (18-28 (29) Şubat): Şair, sanatçı, aşk hayatı hareketli.
Cannan (1-9 Mart): Zarif, hüzünlü.
Şatık (10-20 Mart): Huzursuz, sanatçı, depresyona yatkın.



DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

23 Aralık 2012 Pazar

Aşk








Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.
Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü.
Ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım Aşk 'ı soran sizler,
Aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum.
Sorularımı kim yanıtlayabilir? Sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum.
İçinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir?
Aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden bu ateş nedir?
Ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir?
Baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir? Hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel, sevinçten daha mutluluk verici bir keder var.
Neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten, hücremi ışığa boğan bu bilinmeyen güce veriyorum?
Uyanıklık hayaletleri kurumuş gözkapaklarımın üstünde titreşiyor ve taştan yatağımın etrafında düş gölgeleri uçuşuyor.
Aşk diye seslendiğimiz şey nedir? Söyleyin bana, bütün anlayışlara sızan ve çağlarda gizli olan o sır nedir?
Başlangıçta olan ve herşeyle sonuçlanan bu anlayış nedir?
Yaşam 'dan ve Ölüm 'den, Yaşam 'dan daha acayip, Ölüm 'den daha derin bir düş oluşturan bu uyanıklık nedir?
Söyleyin bana dostlar, içinizde Yaşam 'ın parmakları ruhuna dokunduğunda Yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı?
Yüreğinin sevdiğinin çağrısıyla babasından ve annesinden vazgeçmeyecek kimse var mı?
İçinizden kim ruhunun seçtiği kişiyi bulmak için uzak denizlere açılmaz, çölleri aşmaz, dağların doruğuna tırmanmaz?
Hangi gencin yüreği tatlı nefesli, güzel sesi ve büyülü dokunuşlu elleriyle ruhunu kendinden geçiren kızın peşinden dünyanın sonuna gitmez?
Hangi varlık dualarını bir yakarış ve bağış olarak dinleyen bir Tanrı 'nın önünde yüreğini tütsü diye yakmaz?
Dün kapısından geçenlere Aşk'ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde durmuştum. Ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi:
'Aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür.'
Yiğit bir genç karşılık verdi:
'Aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar.'
Ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi:
'Aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehiridir.
Zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler.'
Sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki:
'Aşk Şafak 'ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır.'
Ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi:
'Aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir.'
Bir başkası gülümseyerek açıkladı:
'Aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgidir.'
Sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu:
'Aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir;
yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar.'
Çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi:
'Aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır.
Yaşam 'ı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar.'
Ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı bir adam titrek bir sesle şunları söyledi:
'Aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, Sonsuzluk 'un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir.'
Ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:
'Aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı.'
Ve böylece Aşk'ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak.
O anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum:
'Yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, Aşk 'tır.'
Bunun üzerine tapınağa girdim, sevinçle diz çökerek dua ettim:
'Tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap...
Tanrım beni kutsal ateşine at...'

Halil Cibran
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

3 Aralık 2012 Pazartesi

RAB,BİN BURÇLARA VERDİĞİ GÖREVLER_?







Rab, bir sabah oniki cocugun onunde durdu ve her birine yasamın

tohumlarını ekti. Cocuklar kendilerine verilen armagani alm

ak icin birer
birer one ciktilar.

"KOÇ! Sana ilk tohumu ekme onurunu veriyorum. Ektigin her bir tohuma

karsılık elinde bir milyon tohum bulacaksin, fakat onlarin buyumelerini
gorecek vaktin olmayacak. İnsanların aklına BEN'i yerlestirecek ilk kisi
sen olacaksın, fakat bu dusunceyi gelistirme ya da hakkinda soru sormak
senin gorevin olmayacak. Yasaminin sebebi eylemdir ve bu eylem insanlara
BENİM YARATICILIGIMI haber verecektir. Iyi calisabilmen icin sana KENDINI
BEGENME ozelligini veriyorum." Ve Koç sessizce yerine cekildi.

"BOĞA! Sana tohumu madde haline getirme gucunu veriyorum. Baslanmıs olan

butun isleri senin bitirmen gerektigi icin gorevin cok sabir istemektedir,
aksi halde tohumlar ruzgarda savrulup kaybolacaktir. Yapmani istedigim bu
gorev icin soru sormayacak, isin ortasında dusunceni degistirmeyecek ve
baskalarindan destek beklemeyeceksin. Bunun icin sana GUCLULUGU veriyorum.
Onu akillica kullan." Ve Boğa yerine cekildi.

"İKİZLER! Sana insanlarin cevrelerinde gordukleri seyi anlamalarini

saglayabilmen icin cevapsiz sorular veriyorum. Insanlarin neden konusup,
neden dinlediklerini hiç bir zaman bilmeyeceksin, fakat cevap bulmak icin
yapacagın arastirmalarda sana armagan olan BILGI'yi bulacaksin." Ve
İkizler yerine cekildi.

"YENGEÇ! Sana insanlara duyguyu ogretme gorevini veriyorum. butun duyguyu

yasayarak ogrenmeleri ve olgunluga ulasmalari icin onlari hem aglatip hem
guldureceksin. Sana olgunlugu hizla arttiracak olan AILE armaganini
veriyorum." Ve Yengeç yerine cekildi.

"ASLAN! Sana YARATICILIGIMIN tum gorkemini dunyaya gosterme gorevini

veriyorum. Ancak azametinde dikkatli olmalı ve bu yaraticiligin senin
degil, BENIM oldugunu daima hatırlamalisin. Eger bunu unutursan insanlar
seni kucuk goreceklerdir. Bu gorevi iyi bir sekilde yerine getirirsen
buyuk haz duyacaksin. Bunun icin sana armaganim ONUR'dur.". Ve Aslan
yerine cekildi.

"BAŞAK! Sende insanlarin BENIM YARATTIKLARIMLA neler yaptiklarini sinamani

istiyorum. Onlarin ne yaptiklarini dikkatlice inceleyip kusurlarini
hatirlatacaksin ve boylece BENIM YARATTIKLARIMI iyice ogrenmelerini
saglayacaksin. Sana bunu yapabilmen icin SAF DUSUNCE'yi armagan ediyorum."
Ve Basak yerine cekildi.

"TERAZİ! Sana insanlarin birbirlerine karsi olan gorevlerini

hatirlayabilmeleri icin hizmet erdemini veriyorum. Boylece insanlar
isbirligini ogrenecek ve kendi davranislarinin diger yonlerini de yansitma
yetenegini edineceklerdir. Ve uyumsuzluk olan ger yere seni
yerlestirecegim ve bu gayretlerin icin sana armaganim SEVGİ'dir."


"AKREP! Sana cok guc bir gorev veriyorum. Insanlara dusunduklerini anlama

yetenegi verdigim halde, anladiklarini soylemene izin vermeyecegim. Bircok
kez gorduklerinle acı cekecek ve bu aci ile BENden uzaklasacaksin. Bu
acinin BENden degil benim yanlis anlasilmis olmamdan dogdugunu
unutacaksin. Bircak insani hayvan gibi gorecek ve onlarin hayvansal
içguduleriyle oylesine ugrasacaksin ki yolunu sasiracaksin, fakat sonunda
gene BANA doneceksin. Akrep sana en ustun armaganım olan AMAC’i
veriyorum.”

“YAY! Senden BENI yanlis anlayip caresizlige dustuklerinde insanlari

guldurmeni istiyorum. Guldurme insanlara umut verecek ve bu umutla
insanlarin gozlerini BANA cevirmelerini saglayacaksin. Bircok kisinin
yasamina yalniz bir an icin girecek ve girdigin her yasantidaki
huzursuzlugu taniyacaksin. Sana Yay, karanliktaki her koseye erisip
aydinlatabilmen icin SONSUZ BEREKET veriyorum.”


“OĞLAK! Senden insanlara calismayi ogretmen için alınterini

istiyorum. Tüm insanların yükünü omuzlarında tasıyacagın için bu görev hiç
de kolay değildir. Ama bu boyundurugun yükü için senin ellerine insanlığın
SORUMLULUĞUnu koyuyorum.”

“KOVA! Sana insanların tüm olanakları gorebilmeleriçin gelecek

kavramını veriyorum. BENİM SEVGİMİ kişileştirmen için yalnızlık acısını
cok duyacaksın. İnsanların gozlerini yeni olanaklara cevirebilmeleri icin
sana OZGURLUGU armagan ediyorum.”

“BALIK! Sana hepsinden daha guc bir gorev veriyorum. Senden

insanların uzuntulerini toplayip BANA geri getirmeni istiyorum. Senin
gozyaslarin sonunda benim gozyaslarım olacak. Senin topladıgın uzuntuler
insanlarin BENİ yanlis anlamalarindan dogmus uzuntulerdir, fakat senin
onlara verecegin sefkatle onlar yeniden BENI anlamaya calisacaklardir. Bu
guc gorev icin sana en buyuk armaganimi veriyorum. Sen oniki cocugum
arasında BENI tek anlayan olacaksin, fakat bu ANLAYIS yalnız senin
icindir, sen onu insanlara anlatmak istediginde onlar seni
dinlemeyeceklerdir.” Ve Balık yerine cekildi...
"Alıntı"
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

4 Kasım 2012 Pazar

Özdemir Asaf




Saçların uçuşurdu rüzgârdan.
Yanından seni seyrederdim.
Güneş yakardı, deniz yanardı..
Sen konuşurdun, dinlerdim.

Gülerdin..

Susardın, düşünürdün.
Benimle el - ele yürürdün..
Yol biterdi.

Görmezdim seni..
Zaman yıl yıl geçerdi.
Uzaktan, çok uzaklardan
Seni seyrederdim.

Özdemir Asaf


DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

17 Ekim 2012 Çarşamba

Mustafa Güzelgöz





Genç Mustafa’nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden olmaz.

Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır:

“Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.” Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.

– Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyor musun, almıyor musun?
– Alıyorum.
– Eee, o zaman ne karıştırıyorsun ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacaksın, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten…

23 yaşındaki genç memur “Ne yapayım, ne yapayım?” diye düşünür durur. Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce “Deli misin bey?” der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.

O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, binbir güçlükle üstesinden gelir.

Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da“ zihniyeti aynen var.

O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, bulundukları makamdan utanmayan, ama ülkesine gram faydası da olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır.

İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne “Kitap İare Sandığı” yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar.

Kütüphaneye de bir yazı asar:

“Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.”

Köydeki çocuklar şaşırır.
Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir.

“Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak” der.

Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmektedir.

Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca‘nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa’nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.

Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar.

Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor.

Zenith ve Singer’e mektup yazar:

“Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım“ der. Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti). Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce okuma yazma kursları vermeye başlar. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar, “kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye. 50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.

Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir. 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder. Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp’e Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykelini dikerler.

Girişimcilik ne biliyor musunuz?

Bulunduğunuz yere yenilik katmalısınız.

Mutlaka adım atmalısınız.

Yaptığınız iş olduğu yerde durup duruyorsa, sizde bir eksiklik vardır arkadaş. İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yere değer kaybettirir.

Bakın Nevşehir’den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var.
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

11 Eylül 2012 Salı

İyice Düşünmeden Bir Şey Yapmaya Kalkma!




Aman Haa...İyice Düşünmeden Bir Şey Yapmaya Kalkma!

DERS 1: Önüne ne çıkarsa çıksın, yürümene devam et!!..
DERS 2: Geç kalmış olsan bile kendini iyi ifade et!!!
DERS 3:Hata bile yapsan, her defasında yeni bir şey dene…
DERS 4: Ne kadar neşeli, hüzünlü veya gergin olsan da “uyanık” ol,
DERS 5: Asla herhangi bir şeye uzun süre güvenme….
DERS 6: Asla, “kendini” hafife alma!
DERS 7: Asla birisiyle uzun süre dalga geçme….
DERS 8: Hücumda veya savunmada, her zaman, yapabileceğinin EN İYİSİNİ yap..
DERS 9: Sık sık değişen şeylere sahip olmak için fazla uğraşma

İyice düşünmeden bir şey yapmaya kalkma.
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

SÖZEL OLMAYAN İLETİŞİM






Sözel olmayan iletişim beden diliyle yürütülür. 

Örneğin, bir öğrencinin yaptığı bir konuşmadan sonra öğretmenin 
gözlerinin parlaması bir beğeni ifadesidir. 
Bir şeyi önemseyip önemsemediğimizi, sıkılıp sıkılmadığımızı, 
yorgun olup olmadığımızı beden diliyle anlatırız. 
Sözel olmayan, iletişim öğrenme-öğretme süreçlerinde de önemlidir. 
Tarafların birbirine yakın durup durmaması, vücutlarının duruşu,
yüz-göz ifadeleri ve jestleri sözel mesajlara anlam katar ya da anlamı karıştırır
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

Çocuklara hitap tarzımız!





Çocuklarınızı büyütürken onlara hitap tarzlarınız kaderleri olabilir mi?
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

Çocuğunuzla Dışarıda Vakit Geçirmenin 50 Yolu





1.Kütüphaneye gidin.
2.Hayvanat bahçesine gidin.
3.Yakın bir akrabanızı ziyaret edin.
4.“Hayır kurumlarına” gidin, bağış yapın.
5.Eski oyuncakları ve giysileri, ihtiyacı olanlara verin.
6.Çocuk esirgeme kurumlarına gidip şeker, çikolata dağıtın.
7.Yaşlılar yurdunu ziyaret edin.
8.Ebelemece oynayın.
9.Saklambaç oynayın.
10.Basit bir top ile karşılıklı oyun oynayın.
11.Onu tiyatroya götürün.
12.Araba yıkayın.
13.Dışarıda yere tebeşirle çizgi çizerek seksek oynayın
14.Bisiklete binin.
15.Uçurtma uçurun.
16.Yürüyüşe çıkın.
17.Farklı sesler dinleyin. Kuş, araba, ayak vs.
18.Birlikte müzik kursuna gidin.
19.Birlikte folklor gibi kurslara gidin.
20.Hamak kurun.
21.Bahçede veya toprak zeminde küçük çukur açıp göl oluşturun.
22.Yalın ayak çimenler yürüyün.
23.Mangal yapın.
24.Çadır kurun.
25.Sandala binin.
26.Dere kenarına gidip su sesini dinleyin.
27.Kuşlara yem atın.
28.Sergilere gidin.
29.Birlikte akrabalarınızı ziyaret edin.
30.Değişik türde yaprak toplayıp defter arasında kurutun.
31.Bağ ya da bağmanlara gidip birlikte tarladan domates, biber toplayın.
32.Vapura binip martılara simit atın.
33.Fidanlıklara gidip çocuğunuzun adına ağaç dikin.
34.Su tabancasıyla oyun oynayın.
35.Uğur böceği bulup parmağınızdan uçurun.
36.Kürdanlar ile toprak üzerine çitler yapın
37.Semt pazarına götürün, alışveriş yapın.
38.Sinemaya gidin.
39.Sahilde kumdan kale yapın.
40.Ormanlık alanda mantar toplayın.
41.Çiftliklere gidip ata binin.
42.Balık tutun.
43.Birlikte müzelere gidin.
44.Bahçe makası ile çiçekleri düzenleyin. Çiçek sulayın.
45.Birlikte fotoğraf ve video çekin.
46.Kırlarda çiçek toplayın.
47.Basketbol maçına gidin
48.İnternette panoramik ve sanal müzeleri gezin.
49.Gün batımını izleyin.
50.En önemlisi; çocuğunuzla dışarıda iyi vakit geçirin. Oyun salonlarına bırakmayın. Atıp salıncağa- oyun parkına;bir köşede kahvenizi içmeyin!
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

Çocuğunuzla Evde Vakit Geçirmenin 50 Yolu






1.Parmak boyasıyla resimler yapın.
2.Puzzle oynayın.
3.Birlikte resimli kitap yapın.
4.Kitaplarınızı şeffaf ambalajla kaplayın.
5.Birlikte bulmaca çözün.
6.Odasını birlikte boyayın.
7.Hayvan seslerini taklit edin.
8.Pizza yapın.
9.Leğene su koyup kâğıttan kayık yüzdürün.
10.Evde basit fizik deneyleri yapın.
11.Satranç öğretin.
12.Işığı arakanıza alarak gölge oyunu kurun.
13.Evde çöp toplama oyunu oynayın. Kim daha çok eşya toplarsa ödül alsın.
14.Mısır patlatın.
15.Birlikte şarkı söyleyin.
16.Sessiz sinema oynayın.
17.Birlikte radyo tiyatrosu dinleyin.
18.Bulmaca çözün.
19.Bir eşyayı evde sakladıktan sonra haritasını çizin. Çocuğunuz bulsun.
20.Akvaryum kurun.
21.Birbirinizi gıdıklayın.
22.Evde değişik boyda bardakları ters çevirip kaşıkla sesle çıkartın.
23.Eski bir tişörtü kumaş boyaları ile boyayın.
24.Kâğıttan uçak yapın, yarışın.
25.Birbirinizin taklidini yapın.
26.Sihirbazlık numaraları yapın.
27.Kese kâğıdından çanta yapın.
28.Kibrit çöpleri ile şekiller oluşturun.
29.Birlikte bir hikâye yazın.
30.Süngerden makas yardımıyla ördek yapıp boyayın.
31.Sabah erkenden kalkıp beraberce güzel bir kahvaltı hazırlayın.
32.Balkonda domates, çilek yetiştirin.
33.Evde dondurma yapın.
34.Birlikte evde pasta yapın.
35.Ona hikâye anlatın.
36.Birlikte bir resim yapın.
37.Oyun kartları ile köprüler yapın.
38.Birlikte fotoğraflarınızı düzenleyin.
39.Birkaç çarşaf ile odanın içinde labirentler kurun.
40.Yastıkları aralıklı dizerek engel atlama oynayın.
41.İsim şehir bulmaca oyunları oynayın.
42.Birlikte bir blog açın. Olmadı ortak günlük tutun.
43.Haftada bir birlikte evde film izleyin.
44.Evde yastık kavgası yapın.
45.Pul koleksiyonu yapın.
46.Haritada şehir bulmaca oynayın.
47.Kütüphanenizi arşivleyin.
48.Tekerlemeler söyleyin, uydurun.
49.Gece balkondan ya da camdan gökyüzüne bakarak yıldız kaymasını izleyin.
50. En önemlisi; çocuğunuzla kaliteli bir zaman geçirin. Önüne oyuncak, TV, bilgisayar vs. koymak onunla ilgilenmek değildir!
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

8 Eylül 2012 Cumartesi

Çay üzerine "ŞAİRLERİN DEMLERİ"



iki çay söylemiştik orda, biri açık,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
(Cemal Süreya)

-haydi iç de çay koyayım.
(Ah Muhsin Ünlü / Onur Ünlü)


o bir çay istemişti, trenin içinde
biz tren yolcusuyduk, çölün içinde
ben yalnız kalmıştım, senin içinde
oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!

aşkı geçtik, gözlerini açabilirsin
(Haydar Ergülen)

Ama bu kente gelirsen unutma beni ara,
sana bir çay ve temiz yaralar ısmarlarım.
(Osman Konuk)

Bizim içtiğimiz çay da çaydır
Çarpık dudaklı ezik gözlü allı mavili çaylar
Vadilerden renkli yağmurlar gibi gelir.
İçtiğimiz çay.
(Sezai Karakoç)

Çayın rengi ne güzel
Sabah sabah,
Açık havada!
Hava ne kadar güzel!
Oğlan çocuk ne kadar güzel!
Çay ne kadar güzel!
(Orhan Veli Kanık)

çay içiyoruz
mutlu bir sessizlik içinde.
(Cevat Çapan)

“Günün aydın, akşamın iyi olsun” diyen biri olmalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.
Yoksa, zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama; “Çaya kaç şeker alırsın?”
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra…
(Can Yücel)

biriniz birkaç yıldız taksın gökyüzüne
biriniz çay hazırlasın
biriniz akşam olsun
(Mevlâna İdris Zengin)

Basit yaşayacaksın basit
Sanki bir gün yaşamın sona erecekmiş gibi basit,
Çay, Simit ve Peynirle.
(Nazım Hikmet Ran)

Çekti ayakları kahveye vardı
Açtı tabakasın, sigara sardı
Daldı.. neden sonra garsonu gördü
'Çay' dedi, yutkundu, eğdi başını.
(Abdurrahim Karakoç)

çaydanlığı sürüyoruz ocağa
kayna suyum kayna suyum
kayna da çay içeyim
ben böylesi sabahları
içine de
içine de
..........................

o biçim!
(Hasan Hüseyin Korkmazgil)

Hıncım bana kalsın gayrı
sen yalnızlığımı götür.
Bana çay demlemeyi öğret
elimi yüzümü yıkamayı,
ağzıma rakı koydurma.
(Ahmet Oktay)

çay içiyordu. sıkılıyordu. hamamda şarkılar söylü-
yordu görüntüm. işbaşı yapıyordu çalıntı zamanlarda.
(Altay Öktem)

Bütün gün kahvede oturdum yedek kulübesinde
ve bir kardeşim saf dışı kalsın diye
çay söyledim kahveden.
(İbrahim Tenekeci)

seni çay içerken izlemek
seni çay doldururken
seni demlerken çayı
kimseler inanmasa da düpedüz sevap
(Alper Gencer)

Dans eden bir kadının ayak bilekleri gibidir
Judy Garland gibi çay
Kan gibi çay.
(Sezai Karakoç)

Atları çayıra saldım diş kamaştıran erik ağaçları altına
Nisan toprağı kalbimde ağarıyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli
Şimdi bir kadın çay demlese
(Ergin Günçe)

Çaycı getir ilaç kokulu çaydan
Dakika düşelim senelik paydan
(Necip Fazıl Kısakürek)

Biraz çay soğuklarda.
Ne kadar acı şu dünya
(Behçet Necatigil)

Bir bardak demli çay
burukluğu gibi kalsın
gecenin ve sabahın tadı
yaşasın anılarımızda
(Ahmet Telli)

Her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım,
seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana Şebnem.
(Murat Menteş)

Çay henüz her şey bitmedi demektir.
(Cezmi Ersöz)

hayatta herkesin mutlaka
bir sarayburnu aile çaybahçesi varsa
hayatta herkesin mutlaka bir istanbulu varsa
hayatta herkesin mutlaka bir tanrısı varsa
ve biz tanrısız kaldığımıza göre
sen benimle mi gelirsin
ben sen de mi kalırım
bunu bırakalım şu geçip giden bulutlar düşünsün
(Salih Bolat)

Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de
Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle...
(Turgut Uyar)

Aşkınla demlenmiş sıcak bir çay içmeliyim.
Küfürler saçıp etrafa, belalara bulaştırmalıyım ağrılı başımı.
Yokluğuna alışmamalıyım.
(Tarık Tufan)

Karıştır çayını zaman erisin.
Köpük köpük, duman duman erisin.
(Necip Fazıl Kısakürek)

bir çay yalnızlığı emirgân'dan öteye
değdikçe ısındığı yaldızlı bardağın
(Attila İlhan)

Ve oturdu mu bir masaya
hakkını verir çay içmenin
(Cahit Zarifoğlu)

Ya da bir oda kapısını açtığınız zaman
O müthiş öğle sıcağında
Pencerenin önünde örgü ören birinin
- Örgü mü, bir çay bardağını başka başka tutan ellerin becerikliliği mi-
Görülmediği gibi
Ama var mıydı sanki görülmek isteyen
Var mıydı bir şeyler bekleyen yüreğimin eskittiklerinden.
(Edip Cansever)

Benim çay bardağımda senin gözlerin olur
Senin gözlerin sizin çay bardaklarınızda
Onların gözleri
(Sezai Karakoç)

 "Biliyor musun;
Köprücük kemiğini süsleyen
Bir kaç ben için bile sevebilirdim seni.
Neyse çay koyuyorum.."
Ah Muhsin Ünlü
 
 Sen yarımın gasidisen eylen sene çay demişem.
Hıyalını gönderipdi bes ki men ah vay demişem.
(Muhammed Hüseyin Şehriyar)
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

5 Eylül 2012 Çarşamba

Kadınlar susarak gider...



Çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için. birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki, başka bir adama ait olmayı istemez. erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela, tam tersi, konuşmamız lazım der. erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar. ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına ve daha birçok lüzumsuz şeyin ardına ötelenir.

Kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar. bu yüzdendir, konuşup derdini anlatma isteği, karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar. sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır. genellikle ne cevap alır? abuk sabuk konuşma! gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır. yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez.

Bir kadın şikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa; erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının. yürütmek, birlikte yaşamak, sorunları çözerek mutlu olmak istiyordur. daha önemlisi, o adamı hala seviyordur.

Kadın susarak gider!
En önemli detaydır, erkeklerin hiç anlayamadığı durum işte bu kadar basittir. o gün gelene kadar konuşan, kavga eden, tartışan kadın, kendini sessizliğe vermiştir. ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir. yüreğindeki bavulları toplamıştır, kafasındaki biletleri almış ve aslında bedeni orada durarak, ilişkiden çıkıp gitmiştir. kadın, gerçekten gitmişse, çok sessiz olmuştur ayrılışı, kimse hissetmeden, kapıları vurup kırmadan gitmiştir. her akşam eve geldiğinde, kapının açıldığını gören adam anlamaz ama bir kadın sessizce gider. ne mutfağında yemek pişiren, ne yan koltukta televizyon izleyen, ne gece ruhunu kenara koyarak yatakta sevişmeye çalışan kadın, artık o kadındır. bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir, çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir.


Cemal Sureya
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

2 Eylül 2012 Pazar

Vazgeçebilmek bir erdemdir.






Vazgeçebilmek bir erdemdir.

Bir deli güzel meziyettir ki insan kolay kolay kavrayamaz önemini.
Gençken daha zordur buna vasıl olmak.
Ama öyle gençler vardır ki ihtiyarlardan bilgedir, o başka.
Geri kalan çoğumuz seneler geçtikçe anlarız vazgeçebilmenin kıymetini.
Hayat öğretir bize.
Hayat ve bir de kronikleşmiş hatalarımız.
Kimilerimiz ise hiçbir zaman öğrenemeyiz ya.
Dersimizi almayız. Dün nasıl isek yarın da aynen öyle.
Genelde zannediyoruz ki vazgeçmek bir zayıflık belirtisidir.
Hatta bir nevi korkaklık, adeta acz.
Halbuki tam tersidir bence.
Ancak kendine güvenen, karakteri sağlam ve komplekslerden arınmış olan insanlar vazgeçmenin erdemine vakıf olabilirler.
Şu hayatta yaşadığımız sorunların çoğunu vaz-ge-çe-me-diğimiz için yaşıyoruz aslında.
Israr ve inat ettiğimiz için. Takıntılarımızdan dolayı.
Takıntı ile tutkuyu birbirine karıştırıyoruz sürekli, oysa ne kadar farklılar.
Nasıl da zıt.
Gelin bu pazar bir de başka bir pencereden bakalım kendimize, ilişkilerimize ve bilhassa vazgeçemediklerimize!

Onda da bir hayır var..

Seviyoruz diyelim, birini seviyoruz, hem de ne çok, ne derin, ölesiye.
O kişi de aynı şekilde aşkımıza karşılık veriyor diyelim.
Ama sonra, zamanla, tavsıyor muhabbet, örseleniyor.
Kazara delinmiş bir balon gibi sürekli hava kaçırıyor, küçülüyor.
Giderek canlılığını yitiren bir ateş gibi sönmeye yüz tutuyor.
Gün geliyor, sevdiğimiz insan bizden ayrılmak istiyor. İnanamıyoruz. Yıkılıyoruz. Kalbimizin etrafında bir yumruk, demirden zırh gibi sıkıyor, nefes alınca bile canımız yanıyor.
Dayanamıyor, heyheyleniyoruz.
Kabullenemiyoruz. Israrla onu elimizde tutmaya çalışıyoruz.
Sinirleniyor, öfkeleniyor, hatta sözlü ya da fiziksel şiddete başvuruyoruz.
Şiddetin olduğu yerde muhabbetin yeşeremeyeceğini anlayamadan.
Mesele şu ki gururumuza dokunuyor, nefsimize ağır geliyor böyle terk edilmek. Öyle çünkü. İnsanız ne de olsa.
Etten ve kemikten ve billur bir kalpten müteşekkil.
Oysa unutmamak lazım ki nefsimize ağır gelen şeyde bizim için hayır var.

Bırakmak Lazım..

Peki ne yapmalı? Zor da olsa, bırakmak lazım.
Gitmek istiyorsa sevgili, madem ki budur onun güzel gönlünün dilediği, agulu dilinin söylediği, kenara çekilip yol açmak lazım gidene.
Vazgeçebilmek.
Aşk ancak özgürlükten doğar, özgürlükten beslenir.
Özgürlüğün olmadığı yerde ne tam anlamıyla aşk vardır, ne dostluklar.
Diyelim bir mesleğimiz var, uzun zamandır icra ettiğimiz bir kariyer.
Ama öylesine mutsuz ediyor ki bizi, içten içe kemiriyor.
Kimse bilmiyor. Göremiyor.
Lakin her gün mesleğimiz bizden bir şeyler kopartıp alıyor.
Etimizden et, ruhumuzdan ruh çalıyor.
Gene de ısrar ediyoruz. Bırakmıyoruz kariyerimizi.
Değil istifa etmek bir gün bile ayrı kalmayı aklımızın ucundan dahi geçirmiyoruz. Başka türlü yaşayamayız, var olamayız zannediyoruz.
Bu mesleğin bizi ve çevremizdekileri mutsuz ettiğini bile bile.
Göz göre göre. Peki neden?
Hep aynı mesele; vazgeçemiyoruz da ondan.
Vazgeçmeyi bir mağlubiyet olarak algıladığımız için.

Sevinçten Çalanlar...

Diyelim ki makam sahibiyiz. Nice işler yaptık bu koltukta.
Bir bürokrat, bir politikacı, bir vali ya da bir okul müdürü.
Ama öyle bir an geldi, gitme vakti çattı, seziyoruz.
Artık yerimizi bir başkasına bıraksak daha iyi olacak sanki.
Şu veya bu sebepten ötürü. Ama olmuyor. Yediremiyoruz kendimize. Yapamıyoruz işte.
Kabuğuna tutunan midye misali elimizdeki otoriteye yapışıyoruz.
Neden? Hep aynı refleks.
Çünkü vazgeçemiyoruz.
Örselenmiş ilişkiler, tavsamış evlilikler, insanı içten içe kemiren meslekler, yaşama sevincimizden çalan kariyerler…
Hepsine aynen doludizgin devam ediyoruz, sırf ama sırf vazgeçemediğimizden.
Gabriel Garcia Marquez en sevdiğim ve en dikkatli okuduğum yazarlar arasında oldu her zaman.
Bende derin izi var.
Seneler var ki birçok romanını döne döne okurum.
Romancının bir söyleşişinde söylediği bir sözü ise hiç unutmam.
Nasıl yazdığını soran bir gazeteciye şu cevabı verir: “Vazgeçerek!”
Yazarlar için en büyük sınavdır bence yazdığından vazgeçebilmek.
Diyelim bir roman kaleme alıyorsunuz
fakat bir yere gitmiyor.
Ya da bir karakter geliştirdiniz ancak bir türlü istediğiniz gibi olmuyor.
Elinizde yüzlerce sayfa var. Kıyamazsınız atmaya.
Silemezsiniz kolay kolay. İnat edersiniz o yolda.
Halbuki Marquez diyor ki, bazen 120 sayfa yazar, 80 sayfasından pat diye vazgeçerim.
Geriye kalan o 40 sayfa, işte odur yazarı bir sonraki aşamaya taşıyacak olan tılsım.
Ama o 80 sayfayı atmadan bu 40 sayfayı bulamazsınız.
Ormanda yolunu kaybeden yolcu gibi dolanır durursunuz.
Çemberler çize çize.
Vazgeçebilmek insana netlik getirir.
Zihnimizi, kalbimizi fazla eşyaların karman çorman etkisinden kurtarır.
Bir berraklık kalır geride. Hüzünlü bir durgunluk. Ama bir o kadar sakin, âlimane.
Demem o ki dostlar, vazgeçebilmek lazım.
Eğer bir yol bizi mutlu etmiyorsa onda körü körüne sebat etmek yerine, nefsimizi kendimize rehber kılmak yerine, bırakabilmek lazım.
Yazamadığımız kitapları, çekemediğimiz filmleri, geliştiremediğimiz projeleri, yürütemediğimiz meslekleri ve artık bizi sevmeyen sevgilileri bırakabilmek.

-Vazgeçebilmek, bazen en güzeli!


Elif Şafak


DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

Yıldızlar hep güldürür beni.









“Küçük adam,” dedim. “Ne olur bunun yalnızca kötü bir düş olduğunu söyle bana; şu yılanla konuşmanın, buluşma yerinin ve yıldızın filan...”
Ama yakarışıma kulak asmadı. Onun yerine “Asıl önemli olan gözle görülmeyendir...” dedi.
“Evet, biliyorum...”
“Çiçekle olduğu gibi tıpkı. Bir yıldızda yaşayan bir çiçeği seviyorsanız, geceleyin yıldızlara bakmak hoştur. Bütün yıldızlar çiçek açmış gibidir...”
“Evet, biliyorum...”
“Su için de öyle. Çıkrık ve ip sayesinde vermiş olduğun su müzik gibi geldi bana. Hatırlıyor musun, ne hoştu.”
“Evet, biliyorum...”
“Ve geceleri gökyüzüne bakarsın. Her şeyin çok küçük olduğu gezegenimin yerini gösteremem sana. Belki böylesi daha iyi. Yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. Böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin... Hepsi senin dostların olacak. Hem sana bir armağan vereceğim...”
Sonra yine güldü.
“Küçük Prens, sevgili Küçük Prens, bu gülüşünü çok seviyorum!”
“İşte bu benim armağanım. Yalnızca bu suyu içiğimiz zamanki gibi olacak.
“Ne söylemek istiyorsun?”
“Yıldızlar bütün insanların.” diye yanıtladı. “Ama her insan için aynı değiller. Yolcular için, yıldızlar yol gösterici. Ötekiler için yalnızca gökyüzündeki pırıltılar. Bilim adamları için hepsi birer problem. İşadamı için zenginlik. Ama bütün yıldızlar sessiz. Sen... Yalnızca sen yıldızlara herkesten farklı sahip olacaksın...”
“Ne söylemek istiyorsun?”
“Yıldızlardan birinde ben yaşıyor olacağım. Ben gülüyor olacağım bir tanesinde. Ve geceleyin gökyüzüne baktığında bütün yıldızlar gülüyor gibi olacak... Yalnızca senin gülen yıldızların olacak!”
Sonra yine güldü.
“Ve üzüntün hafiflediğinde (zaman bütün acıları hafifletir) beni tanımış olmak hep seni mutlu edecek, dostum olarak kalacaksın. Benimle gülmek isteyeceksin. Bunun için arada bir pencereni açacaksın... Dostların gökyüzüne bakıp güldüğünü görünce çok şaşıracaklar! Onlara 'Yıldızlar hep güldürür beni!' diyeceksin. Deli olduğunu düşünecekler. Sana nasıl bir oyun oynadığımı görüyorsun...”
“Sanki sana yıldızlar yerine, gülmesini bilen bir sürü küçük çan vermişim gibi olacak...”

Antoine de Saint-Exupéry - Küçük Prens.
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

Şu anda tadilat halindeyim, yenileniyorum.




İnsan vardır, yüzü güler, gönlü cömert, ufku geniş; onunla oturdukça oturmak istersiniz; muhabbetinden keyif ve feyiz alır, ilham bulur, farkında bile olmadan ne çok şey öğrenirsiniz. Yanından kalktığınızda az buçuk değişmiş, zenginleşmiş olarak yolunuza gidersiniz. Hafiflemiş olarak, rüzgârda tüy gibi. İçinizde bir gonca gül açılır, katmer katmer renklenir. Elinizde olmadan hayata gülümsersiniz.
Gene görmek istersiniz o kişiyi, ilk fırsatta yeniden buluşmak.

Sohbetine doyamaz, ruhunun dibini bulamazsınız, öylesine derin. Bir saklı cevherdir, ilk bakışta belli olmayan. Uçsuz bucaksız bir denizdir kıyılarına varılmayan. O kadar azdır ki böyleleri, bulunca ömür boyu dostluğunun ipini bırakmak istemez, kıymetini bilirsiniz; güzelliği arayan bir mürit gibi, muhabbete susamış bir münzevi gibi, ateşe meyyal pervane gibi etrafında incecik çemberler çizersiniz. Dostlukla, hayranlıkla...

İnsan vardır, kem bakar, ağılı konuşur, habire şikâyet yahut hakaret veya dedikodu halindedir; karalamayı sever, başkasına leke çalmaktan kendine payeler biçer; kimseyi beğenmez, kendinden gayri; hiçbir yeniliği, farklılığı tasvip etmez; ayaklı sirke küpü, diken diken her sözü; dudaklarının ve gözlerinin etrafında senelerdir surat asmaktan, fesat bakmaktan oluşmuş çizgiler taşır lakin bilmez; köşe bucak kaçmak istersiniz böylesinin gölgesinden bile.

Ne var ki bazen o insan patronunuzdur. Ya da öğretmeniniz. Kapı komşunuzdur veya çalışma arkadaşınız yahut ağabeyiniz. Hemen her gün görmek zorunda kaldığınız biridir. Belki de babanız ya da kayınvalideniz. Belki biricik eşiniz. Vaktiyle ne çok severek evlendiğiniz ama zamanla kalben, zihnen, ruhen ayrı düştüğünüz; gene de bir türlü yüzleşemediğiniz, dürüstçe eleştirmediğiniz... Tavsamaya yüz tutmuş bir ateş gibi kendi kendine tüten bir ilişki. Ne uzaklaşabilir ne katlanabilirsiniz. Ne olduğu gibi sevebilir ne hepten vazgeçebilirsiniz.

Derken ondaki irin usul usul size de sirayet eder. Damla damla akar ruhunuza. Kangrendir ya olumsuz enerji, hızla yayılır, sinsice; bir sağlam uzuvdan bir başkasına sıçrar, bir insandan berikine. Bir de bakarsınız ki aynen onun gibi konuşmakta, onun gibi meselelere yaklaşmaktasınız. İçinizde neşe kalmamış, solmuş gitmiş o terütaze bahar. Bir kuru ayaza kesmiş benliğiniz.

Siz de tıpkı onun gibi şikâyet halindesiniz, yüzünüzde benzer çizgiler. Merak edersiniz: “Ben ne vakit böyle oldum. Hangi dönemeçte yitirdim inancımı, iyimserliğimi, cesaretimi, girişkenliğimi? Ben ne zaman vazgeçtim aşktan ve aşkı aramaktan? İçsel yolculuklardan? Değişimden? Öğrenmekten? Büyümekten? Sahi ne zaman?”

Hiç düşünür müyüz etrafımızdaki, en yakınımızdaki insanların enerjisi bizi nasıl etkiliyor? Günbegün, aybeay, senebesene... Yahut tersine çevirelim soruyu: Bizdeki olumsuzluklar acaba onları nasıl etkiliyor? Sevdiklerimize verdiğimiz zararın bilincinde miyiz? Keşke ara ara kapsamlı bir tadilata girişsek benliğimizde. Keşke daha fazla ertelemeden ve samimiyetle bakabilsek içimize. Oradaki yanlışları, lüzumsuz hırsları, kabuk tutmuş yaraları, tamahkârlıkları tek tek bulup ayıklayabilsek.

Bir tabela assak: “Sevdiklerime verdiğim zarar için özür diliyorum. Şu anda tadilat halindeyim, yenileniyorum...” Köhne binalar bile gençleşirken, kurumuş otlar bile tazelenirken, gerekli özen ve emekle şu hayatta her şey yenilenirken, insan nasıl değişmez, değişemez?

Bir süredir romanların yanı sıra nöroloji alanında çalışmalar yapan bilim adamlarının kitaplarını okuyorum. Kafayı fena halde taktığım, okudukça keyif aldığım isimler var. Mesela V.S.Ra machandran. Biz şimdiye kadar bilim ile mistisizmin birbirine taban tabana zıt olduğuna inandık ya, Ramachandran bu ikisinin pekâlâ kesişebileceğini söyleyen sıradışı seslerden.

Uzun yıllardır Amerika’da yaşayan, ödüller almış bir bilim adamı. Alanında önemli başarılara imza atmış. Aynı zamanda Hint asıllı ve ruhaniyete, maneviyata, mistisizme açık bir damarı var. Çalışmalarında şaşırtıcı biçimde bilimin akılcı, gözlemci, pozitivizme dayalı birikimiyle tasavvufun insanlığı birbirine bağlı gören felsefesini buluşturmakta.

Ramachandran kolları ya da bacakları kesilmiş insanlarla yakından çalışıyor. Bu tür hastaların kaybettikleri uzuvlarının ağrısını hissetmeye devam etmeleri, yani bir hayali sancı çekmeleri bilim dünyasının hâlâ çözemediği bir muamma. Olmayan kolunuz sızlıyor mesela, ne ilaçla ne terapiyle geçiyor. Ramachandran’ın anlattığı ilginç bir örnek var. Kesik eli kaşınan hastanın yanında şayet sağlam bir kişi kendi elini usulca kaşırsa, o hastanın kaşıntısı geçiyor. Zira senkronize hallerimiz. Zira enerji ağlarıyla birbirimizi etkilemekteyiz habire. Bilsek de bilmesek de..

Elif Şafak.



DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

1 Eylül 2012 Cumartesi

BEDEN DİLİ İLE AŞKINIZ KARŞILIKLIMI ÖĞRENİN






Gözlerinizin içine derin derin bakar ve bu arada göz bebekleri aşırı büyür.

Yanınızdayken yüzü domates gibi olur.

Ses tonunu, sizin ses tonunuza göre ayarlar.

Konuşurken elleriyle yanaklarına ve çenesine dokunur.

Avuç içlerini size doğru açık tutar.

Güldüğünüz şeylere o da sizinle birlikte güler.

Konuşurken takılarıyla oynar.

Sizinle konuşurken herzamankinden daha fazla gözlerini kırpar.

Kirpikleri hareketlidir, titrer.

Konuşurken bileklerine dokunur.

Kadının sevdiği erkekle konuşurken bileklerine dokunması, karşısındaki erkeğe ‘sana güveniyorum’ mesajını iletir.

Saçlarıyla oynar.

Saçlar canlılığın, yaşamın ve dinçliğin simgesidir ve kadın saçlarıyla oynarken bilinçsizce bunu vurgulamak ister.

Sizinle konuşurken bir dirseğini avucunun içine yerleştirirken, diğer elini havada tutar.


Erkekler

Sürekli Bakışlarınızı yakalamaya çalışır.

Göz kontağı kurar, ardından gözlerini kaçırır ve sonra tekrar sizin tarafınıza bakar.

Konuşurken sık sık kolunuza ya da omzunuza dokunur, ancak bunu arkadaşlık samimiyeti içinde yaptığını göstermeye çalışır.

Sürekli saçlarını düzeltir.

Biraz daha kasılarak yürür ve kaslarını gerer.

Sizin sesinizi duyacak kadar alçak sesle konuşur, bu sizi kendi alanına davet etmesi ve sohbeti ikinize özel, size ait bir faaliyet haline getirir.

Konuşurken size doğru eğilir.

Eli sık sık çenesine gider.

Başparmağını kemerine geçirir.

Avuç içleri arasında bardağı ya da kalemi gezdirir.

Size bakarak konuşurken gözlerini kısar.
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

KADINLARIN ANLATMAK İSTEDİĞİ ŞEYLER..





1. Peki

İşte en tehlikeli kelime: Peki Öyle bir söyleriz ki kavgada o küçücük kelimeyi, öyle anlamlar yükleriz ki üzerine, o an her şeyi bırakıp gitmek isteriz. Avına saldıran bir kaplan kadar hırçın

ama bir o kadar da sessiz oluruz. “Peki” dedik, kavga bitti sandın di mi?? Yok öyle bir şey. “Peki” demiş kadın matador karşısındaki boğadan bile daha tehlikeli
dir. Kırmızıyı kendine göster ve at kendini dışarı. Geriye dönerken (hadi ben kinder süt dilimi ile yumuşarım da) en sevdiği şeylerden almayı sakın unutma. Ama unutma bu seni affettirmez sadece sonunu biraz geciktirir o kadar

2. Tamam

Hele o “tamam”dan sonra susuyorsak, tehlike çanları çalıyor demektir. Her an büyük bir patlama olabilir. Sen her şeyin yoluna girdiğini sanabilirsin. Hazırlıklı ol, başın büyük belada. Fitil fitil gelecek her şey burnundan. Mümkünse göz önünde fazla bulunma, bir şeyler anlatmaya çalışma sakın, seni dinlemiyoruzdur. Zaten o yüzden tamam diyoruz ya. Ne anlatırsan anlat alacağın tek cevap “tamam”dır artık.

3. Anladım
 
Anladım çünkü çok zekiyiz

4. Haklısın

Yok öyle bi şey. Haklı olan daima biziz. Haksız bile olsak bir yolunu bulup kendimizi haklı çıkartırız. O an bile ne olduğunu anlamaz, kendinden utanırsın. Sadece seni oyalıyoruz, haklı olduğun büyüsüne kapılıp gevşediğin anda bütün silahlarımızla saldırıp seni haksız çıkartmak için. Haklı olan biziz. Unutma.

5. Bilmem
 
Tabii ki biliyorum… Sadece kızgınım ve bilmem diyerek konudan kaçıyorum. Ama sanma ki bu konu kapanacak. Bence sen de şimdi konuyu kapat ve daha ılımlı bi anda gündeme getir. Yoksa sen de farkındasın bildiğimizin

6. Nasıl İstersen
 
Aman bunu ciddiye alıp istediğin şeyi yapma, tuzaktır bu. Hele bi yap, gör bakalım sadece süpürgesi eksik olan bir cadı çıkıyor mu karşına çıkmıyor mu? Atıyorum lcd ekran tv istedin kavga çıktı, sonunda sinirden “sen bilirsin” dedik. Getir bakalım o TV’yi eve, bozmak için elimizden gelen her şeyi yapmıyor muyuz??

7. Boş ver

Sakın ha boş verme. Boş ver dediğimiz şey, inan bizim için çok önemlidir yine sinirden demişizdir. Eğer sen boş verirsen daha da sinirleniriz. Dar ederiz dünyayı başınıza. Her kavgada gündem olur o şey. Sadece biraz bekle sakinleşelim.

8. Sen Bilirsin

Hayır her şeyi ben bilirim. Şu an çok sinirliyim o yüzden seni baştan savma cevaplarla geçiştiriyorum. Sakın ha, havalara girme sen bilirsin dediğim için. Şu an o kadar iyi değilim, tek istediğim susman, o yüzden sen bilirsin.

9. Gerek Yok

Bunu genelde erkek “açıklamama izin ver” dediği zaman söyleriz. “Gerek yok” çünkü sen ne anlatırsan anlat ben yine bildiğimi okuyacağım. Senin söylediklerinden çok, benim düşünüp beynimde kurduklarım önemli şu an benim için. Gerek yok, sus sakinleşmemi bekle önce… Gerek yok.

10. Hı hı

Bu kelimeyi söylerken kesinlikle karşındakinin gözlerine bakmayız. Uzağa boş boş bakışlar atarak söyleriz ki o anlamsız iki heceye olabildiğince anlam yükleyelim. Dudakları birleştirip, başımızı yukarı aşağı sallayarak “hı hıı bittin olum sen” hissini uyandırırız karşı tarafa.


DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

30 Ağustos 2012 Perşembe

30 AĞUTOS ZAFER BAYRAMI






                  30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun.



Çocukluğumun en güzel hatıraları arasında yer alır,30 Ağustos Zafer Bayramı.
Her 30 Ağustos tarihinde sabahın erken saatlerinde; Babam kardeşlerimle beni korteji ve törenleri izlemeye götürürdü vatan caddesine nasıl güzel ve ihtişamlı görünürdü minik kalbime ve heyecanını bugün bile halâ hissedebiliyorum.
"Bu mutlu günde, zaferi bize yaşatan Atatürk ve silah arkadaşları ile kahraman Türk Ordusu’na şükran ve minnetlerimizi sunarken, ulusumuzun da Zafer Bayramı kutlu olsun"...
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Bir demet nergis al kendine






Bir demet nergis al kendine. Ne olur böyle yapma. Kendine kıyma.

Biliyorum senin için yanıyor. Onlarla aynı dili konuşmadığını zannettiğin bir kalabalığın ortasında, âcizliğinden muztarib, gittikçe içine kapanıyorsun. Her şeyden uzaklaşıyorsun.

Tamam. Yorgunsun. Allah şahit, bilenler şahit, çok yorgunsun. Yaşanmakta olan bütün acılar gibi yaşanmış ve yaşanacak olan bütün acıların da kalbinin üzerine çöreklendiğini zannetmekten yorgunsun. Böyle bir yükü bu kalp taşımaz, biliyorsun. Ben de biliyorum. Ama, kaldır bu acıları benim kalbimin üzerinden Rabbim, diye bir dua da etmiyorsun. "Saf ahenge biçilen bunca bedelin çok fazla olduğunu" düşünmene ramak kalmış. "Giriş biletini üstün saygıyla iade etmek" noktasında tereddütlü, İvan gibi, bütün sorumluluğu kendi üzerine alıyorsun.

Burası dünya. Cennet değil, unutma. Çekilme kabuğuna. Adım at. Denize at. Hâlik'ın var senin. Haddini aşma. Zıddına inkılâb etmekten kork. Baba Karamazov'luğu bütün insanlara mâl etme. Unutma, Alyoşa da insan, İvan'ın düştüğü yerden kalkan Mitya da.

Bahçendeki ağaçların sarsıldığını fark et önce. Deniz, kıyıları dövmeye başlamış çoktan. Yağmurun damlaları camlarda kristal. Yer ile göklerin yaklaştığı kadar gece ile gündüz de birbirine yaklaşmış. Şeb-i Yeldâ. Kaldırımlarda sarı ışık topları, başında rüzgârların en fazla hatırlatanı. Renginden, kokusundan, sisinden, buğusundan kar sesini hatırla. Bir kerecik ne olur kendi korunağından, sıcağından utanma. Üzerine atılan çizgili battaniyenin, ocağında yanan ateşin hesabını yapma. Acının kavramı kadar yakıcılığını da bütünüyle sırtlanma. Çetele çıkarma. Herkesin yerine yanmaya kalkışma. Hani, "Siyahlık şöyle dursun, haddinden fazla beyazlık bile hoşa gitmez", diyor ya Şirazlı Sadi. Uy öğüde, küstahlaşma. Acı biraz. Esirge kendini. Bağışla. Telef olup gideceksin yoksa.

Bir demet nergis al kendine. Dolmuşa bin. Önceden hazır ettiğin 125 kuruşu tutuştur şoförün eline. Bak, bu keskin soğukta bile ter damlacıkları. Sonra bir grup genç doluşsun içeri. Kızlı erkekli, hengâmeli şamatalı. Nasıl böyle tasasız olabildiklerine şaşma. Yol boyunca biri diğerlerine ellerini kollarını sağa sola çarpa çarpa, incir çekirdeğini doldurmayan bir sürü şey anlatsın. Zayıf sözcüklere yüklenmiş gürültülü cümleler kullansın. Kızma. Katıl sohbetlerine. Bir cümle de sen sal orta yere. Üniversite öğrencisi değillermiş. Eziklermiş bu yüzden söylemeseler de. Dershaneye de gitmiyorlarmış. O defteri ebediyen kapatmışlarmış. Sonra içlerinden biri senin kucağındaki demetten bir sap nergis istesin, tek dal, diye üstelesin. Kız arkadaşına verecekmiş. Ver. Versin. Bir şeyin eksik kaldığını fark etmedin mi? İkinci nergis dalını da sen çıkar usulca. Bu da kendi arkadaşına versin. Kızlardan biri geri dönsün neşeyle. Nereden geliyor bu nergisler, desin. Benden, de. Ben nergis devrimdeyim. Gül devrimi, lâle devrimi çoktan geçtim.

Aynı durakta inin. Elindeki çantaları taşımaya kalkışsınlar. Reddet. Onlara, yürümeye çalışan bir anneyi işaret et. Gencecik, güzelcecik. Kucağında çocuğu. Kollarında torbalar, çantalar. Biraz hava almak için dışarı çıkmış. Bir işe yaramamış. Belli ki yükü ağırlaştıkça ağırlaşmış. Annenin tükenmesi. Tam da o menzilde. Onu işaret et. Onun yüklerini taşıyın, de. Taşısınlar. Müteşekkir kal.

Sonra hatırla. Yıllar önce hani, yine böyle bir kuyuya düşmüştün de sen. İnsanlara güvenini kaybetmiş, birinde hepsini mahkûm etmiş. Bir bebek arabasını ite ite bir köprüden geçiyordun. Birden arabanın ön sağ tekerleği yerinden çıkıp tıngır mıngır yuvarlanmıştı da köprünün korkuluklarına dizilmiş şamatalı gençlerden biri yerinden fırlamıştı. Tekerleği kapmış, bebek arabasının önünde diz çökerek yerine takmıştı. O zaman insanların birinde tümünü affetmiş değil miydin?

Bir göz gezdir bakalım. Bir avuç fındık verenin, tahta sandığın üzerinde bir cenin uykusuna aktığında senin de başının altına bir yastık koyanın. Vardır mutlaka. O rüyayı görmeyi unutma.

Bir demet nergis al kendine. Ne olur böyle yapma. Kendine kıyma..

19 Aralık 2010 / Zaman Gazetesi
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

1 Temmuz 2012 Pazar

HER İNSANIN KADER KAT SAYISI VARDIR





HER İNSANIN KADER KAT SAYISI VARDIR (ve gerçektir)
okuyun hesaplayın kişiliğinizle uyuşacaktır.






"Benim sayım 8 çıktı. Bakalım sizin ayınız kaç" ?
 

Kader Katsayısı Nedir?

Bu sayi var olusunuzun gerisindeki amac ve ozellikleri belirliyor.Icinizde sakli olan ozellikler, dusunce biciminiz,kis
iliginiz ve yasamdaki amaciniz gizli bu sayi da dogumdan olume kadar bu sayinin isiginda yolunuzu cizeceksiniz.

Kader Sayinizi Nasil Bulacaksiniz ?

Yasam carkinizin kader sayisini bulmak icin dogdugunuz ayin degeriyle gunu ve yilinin sayilarini yan yana toplamaniz gerekiyor.Aylarin sayi degerleri:

Ocak : 1
Subat: 2
Mart: 3
Nisan: 4
Mayis: 5
Haziran: 6
Temmuz: 7
Agustos: 8
Eylul: 9
Ekim: 1
Kasim: 2
Aralik: 3

Sira kader sayinizi bulmaya geldi.
Tablodan dogdugunuzun ayin degerini bulup gün ve yil ile birlikte toplayin.

Örneğin:
20 temuz 1957 'de doğmussanız;
20+ 07+ 1957=1984
1+9+8+4=22 > 2+2=4
Kader sayınız: 4 eder

Kader Sayisi 1
"ÖNCÜ" Öncü, lider, yol gosterici ve planlayicisiniz.
Gercekten guclu bir kisiliginiz var. Yeriniz kaptan kosku. Baskalarina boyun egmek sizin icin yabanci bir kavram. Son derece yaratici ve yeteneklisiniz.Dusuncelerinizi bir an evvel yasama gecirmek, gerceklestirmek icin gerekli olan mucadeleci ruhu sizde mevcut. Yukselme hirsi ise yasaminizin temelini olusturuyor.
Arzu ettiginiz basariya ulasmak icin yilmadan calisiyorsunuz. Yoneticilik yeteneginiz oldugu icin Olaylara hemen hakimolabiliyorsunuz.Yasamin her alaninda bu yeteneginiz gecerli.
Kararlilik, guc ve irade hirsinizin Araclari. Ve siz bu araclari Buyuk bir beceri ile kullaniyorsunuz. Zaman zaman bu Niteliklerin olumsuz yonlerini sergilediginiz oluyor.Boyle durumlarda son derece saldirgan olabiliyorsunuz. Oysa istediginizi elde etmenin yolu iliskilerinizde inceligi elden birakmadan halletmek.Bazen elestiren ve emreden oluyorsunuz ama size elestiri yapildiginda kahroluyorsunuz.Aslinda son derece hassas bir kalbiniz var.Bu durumda kalbinizin sesini dinleyin.Kisa zamanda hem liderliginizi hemde dostlarinizi yeniden kazanirsiniz.

Kader Sayisi 2
"YARDIMCI" Sizi baskalarindan ayiran iki yonunuz var. Taktik ve insan iliskilerinde gosterdiginiz ustalik ve beceri ile ustesinden gelemeyeceginiz hic bir sey yok.Yasaminizdaki anahtar kelime isbirligi. Uyumsuzluk ve tartismali konular sisteminizi hemen etkiliyor. Bu yuzden basiniza boyle bir sey geldiginde butun gucunuzle durumu duzeltmeye calisiyorsunuz. Zarif bir insansiniz bunun yani sira baskalarini da cok dusunuyorsunuz kirmamaya calisiyorsunuz. Bu yuzden cevrenizden dostlariniz hic eksik olmuyor.Kader Carkinin diger sayilarindan daha mucadeleci bir ruha sahipsiniz ( 9'dan sonra ). Ancak yasamin guzel zevklerinden hic mahrum kalmiyorsunuz. 2 rakami toparlayiciligin sayisidir. Ruhunuzun birlestirici yonunu alevlendiriyor. Mutluluguzun temel kosulu ise uyum yaptiginiz hersey de sanki bir sihir var.Cunku bir kavrami ele alip onun icini doldurmakta ustunuze yok.Baskalarinin yardima ihtiyaci oldugunda ortaya cikiyorsunuz ama gerektiginde hic kimsenin yardimi olmadan isinizi kendi basiniza halledebiliyorsunuz.

Kader Sayisi 3
"SECICI" Orgutlenme yetenegi ve yoneticilik sizde toplaniyor. Becerikli bir insansiniz bu ozelliginiz sayesinde basari ve mutluluk dolu bir yasam sizi bekliyor Insanin dogasini ve zaaflarini iyi bildiginiz icin insanligi duzeltmek amacina yonelik meslekler seciyorsunuz. Aslinda cok bagislayici ve halden anlayici bir insansiniz. Otorite en onemli silahiniz. Yonetici olarak girdiginiz her yerde bu silahi kullaniyorsunuz. Ne kadar buyuk bir toplulukla calisirsaniz basariniz ve kazancinizda o derece buyuk olacaktir.Endustri, sirket ve orgutlerde yonetici yeteneklerinizi en iyi sekilde kullanabilirsiniz. Cok cesur bir insansiniz. Amaclariniz ve yapmaniz gerekenleri cok iyi biliyorsunuz. Amaciniz herkesin hareket ozgurlugunden faydalanmasini saglamak. Ama bu da size gore belli bir disiplin icinde olmali. Kendi ozgurlugunuz icin baskalarini incitmekten hoslanmiyorsunuz.Dogal olarak baskalarinin da bunu size yapmasina izin vermiyorsunuz.

Kader Sayisi 4
"DUVARCI" Yasam carkinizin sayisi kareyi simgeliyor. Bu adalet ve esitlik demektir.Siz ise bu karenin tam ortasinda dort tarafiniz cevrili oldugu icin kipirdayamiyorsunuz. Biraz da hareket ve renk lazim degil mi hayatinizda? Sadece yukariya dogru gelisebiliyorsunuz. Kare yasamin tum pratik yonlerini temsil ediyor. Ama olaylara degisik acilardan bakmayi basaramiyorsunuz.Yasam carkina gelecekte olacak iyi seylerin temeli diye de bakabilirsiniz. Sabirli ve sebatli birisiniz calismaya her an hazirsiniz. Aynen bir duvar ustasi gibi araclariniz mantik ve yontemdir. Sizin icin belirli kaliplar var,onlarin disina cikmayi ise hic akliniza getirmiyorsunuz. Sadik ve guvenilir bir kisisiniz. Ancak muhafazakarlik sizi kisitliyor.Ayrintilar ise sizin bazi cabalarinizin sonuclanmasini engelliyor. Kendi fikirlerinizi baskalarina zorla kabul ettirmeye calismazsaniz ilerlemeniz daha kolay olacaktir. Bir sanatcinin yada mimarin size kavram olarak sundugu bicimi tum ayrintilari ile gozunuzde canlandirabilirsiniz. Bundan sonrada kendi pratik yaklasiminizla projeyi kagida dokebilirsiniz. Kimse sizin icin gorev ve sorumluluklardan kaciyor diyemez cunku nerede guvene ihtiyac varsa orada sizi buluyorlar.

Kader Sayisi 5
"YAZICI" Dogustan Merkur ozellikleriniz var. Enerji canlisiniz. Ince bir zekanizin yani sira iyimser bir kisiliginiz var.Yasam sizin icin cesaret gerektiren bir macera. Eglenmesini dahasi yasamasini cok iyi biliyorsunuz.Yasamin degiskenligi sizin degisik ve cesitlilige olan duskunlugunuzle tam bir uyum icinde oldugundan yasama rahatlikla ayak uydurabilirsiniz.Dunyanin merkezi olmaktan hoslaniyorsunuz. Ama olmadiginizi bir turlu kabul etmek istemiyorsunuz.Ozgurlugunuze cok duskunsunuz. Ve hic bir seyin sizi ozgurlugunuzden alikoymasina izin vermiyorsunuz. Sozcukleri kullanmada cok basarilisiniz. Bundan dolayi konusmaya dayali mesleklerde cok basarili olursunuz. Eglence ve yazin dunyasinda bir yildiz gibi parlayabilirsiniz.Ancak ustun konusma yeteneginiz bazen sorunlarada yol acabilir. Bilmediginiz konulara dalarak mahcup olabilirsiniz. Degisken bir karakteriniz var. Bu kotu bir ozellik degil. Kimileri icin bir zevk de denilebilir. Size gore akilli insan zamana ayak uydurmak zorundadir.Ihtiyaclarinizin neler oldugunu biliyor ve bu ugurda yapmaniz gerekenlerden kacmiyorsunuz. Sizin icin mutluluga giden yol buradan geciyor.Her ne pahasina olursa olsun almak. Mutluluk kendinizi ifade etmek ve basariya ulasmaktir.

Kader Sayisi 6
"OGRETMEN" Sizin dunyanizin yoneticisi asktir. Aslinda kime asik oldugunuzun cok da onemi yoktur. Ve evrendeki goreviniz bu Felsefiyi ogretmektir.Amaciniz ise baskalarina yardim etmektir. Aska ve ilgiye olan asiri ihtiyacinizin arkasinda kendinize olan guvensizliginiz yatar. Ailede gerceklestirdiginiz huzuru, cevrenize sonrada tum dunyaya yaymak amaclarin en onemlisi. Kabaliga, bayaliga asla tahammul edemiyorsunuz. Ikili iliskiler tercihiniz. Kalabalikta kendinizi savunmasiz hissediyorsunuz. Muzikten,guzel sanatlardan anliyorsunuz. Yasamin guzelliklerine olan sevginizi bu alanlarda uzmanlasarak dile getiriyorsunuz. Kendinizden cok baskalarini dusunme ozelliginiz, sizi genclerin danismani, yaslilarin sirdasi ve dunyanin ogretmeni yapiyor. Cok ender elestiriyorsunuz. Aslinda sizi rahatsiz eden cok az sey var. Yaninizda sevgiliniz olsun yeter. Gorevlerinizin size yukledigi sorumluluk aslinda gorundugunden de agir.Ancak bu agir gorevlerin onemini gayet iyi biliyorsunuz. Yasamdaki gorevlerinizi yerine getirerek buyuk mutluluga ulasabilirsiniz.

Kader Sayisi 7
"MiSTiK" Gozlemci bir yapiya sahipsiniz herseyin ardindaki nedeni aramaniz en buyuk ozelliginiz. Yuzeysel hic bir sey sizi tatmin etmiyor. Tersine merakinizi korukluyor. Mistik konulari, yeni ve eski ilim alanlari ilginizi fazla cekiyor. Tipki bir doktor gibisiniz. Sorunlu insanlar aradiklari huzuru sizde buluyor. Sizin elinizde adeta sihirli bir guc var. Mesafeli
tavriniz sizi diger insanlardan ayiriyor. Ancak yasamin derinliklerine inenler sizi anlayabilir,suskun donemlerinize bir anlam verebilir.Nitekim zaman zaman boyle manasizca icinize kapandiginiz oluyor. Insanlar ilk tanisdiklarinda sizden cekiniyor. Dogustan itibarlisiniz adeta. Yeriniz ne olursa olsun daima ilgi uyandiriyorsunuz. Felsefi ve kulturel konulara
ilginiz buyuk. Ancak tam olarak cozebilmiz degilsiniz. Muzik yazmak,kesifler yapmak yaraticiliginizi kullanabileceginiz alanlardan. Sizin icin sanatcilarin eserlerinden yararlanmadan yasamak yasamak degil. Bazen yasam sizin icin bir dus kirikligi olsada daha ogreneceginiz cok sey var.Genelde karamsar ve suskun bir yapiya sahipsiniz.Yalniz da yasamayi basarabilecek nadir kisilerdensiniz. Hayat konusunda bazen umutsuzluga dustugunuz de oluyor. Ancak felsefi bakis aciniz yasamin nereden kaynakladigini ortaya cikaracak kudrette.

Kader Sayisi 8
"SANATCI" Herseyi net olarak ifade etme yetenegine hatta herseyi
net olarak hissetme yetenegine sahip olmasanizda, zekanin yasaminizda buyuk bir onemi var. Cok cesitli konulardan zevk aliyorsunuz. Zamaninizi buyuk kismini da hayallere ayiriyorsunuz. Fakat yasamin salt eglence olmadiginin farkindasiniz. Cok yonlu olmak en buyuk ozelliginiz. Cok ve cesitli yetenekleriniz var. Cabuk kavramak da bunlardan biri. Fakat insanlar hakkinda kolay yanilgiya dusuyor, gercek yuzlerini cok gec farkedebiliyorsunuz. Bilgiye aninda ulasmanin yollarini biliyorsunuz.Ancak bilime yeteneginiz ve duskunlugunuz fazla degil. Cunku zamaninizin cogunu gercek bir bilim adami gibi bilime adamak yerine daha sanatsal ve sportif faaliyetlerden hoslaniyorsunuz. Hossohbet ve eglencelisiniz. Bu ozellikleriniz de kolay arkadas edinmenizi sagliyor. Pek cok insan sizi seviyor ama sizi gercekten anlayan cok az insan oluyor. Bunun
sebebi karmakarisik ruhunuzun derinliklerine inebilmeyi cok az kisinin basarabilmesi. Ugrastiginiz size zevk veren konulardan cabuk bikiyorsunuz.Olaylari genelde oldugu gibi kabulleniyorsunuz.Yani fazla dert edinmiyorsunuz. Zaten mucadele etmekten de hoslanmiyor cabuk pes ediyorsunuz. Kivrak zekaya sahip oldugunuzdan baskalarini acimasizca elestirmek ten kacinmiyorsunuz.Sozcukleri kullanmadaki yeteneginiz iyi bir elestirmen, yazar, konusmaci,ya da sunucu olmanizi saglayabilir. Sevgisiz yasamayan bir insansiniz. bu yuzden sizi seven ve anlayan biriyle birlikte olmadikca mutlu
olmaniz mumkun degil.

Kader Sayisi 9
"METAFIZIKCI" Yasaminiz, perdenin gerisindeki esrari, ruhun ve
gizli ilmin ardindaki anlami cozmekle geciyor. Yasaminizin amaci gercegi yalnizca gercegi ogrenmek Bu konuda cok basarili oldugunuz da bir gercek.Ynsanlari tanimak icin genellikle 5 dk. gozlemlemeniz yeterli. Hayati seviyor fakat cok az kisiyi sevmeye deger buluyorsunuz. Hayatinizin her alaninda comert ve kusursuz olmak istiyorsunuz. Karsinizdakilerin de en az sizin kadar kusursuz ve guvenilir olmasini bekliyor, bu yuzden zaman zaman cok aci cekiyorsunuz.Cok guclusunuz fakat cabuk incinen altin bir kalbe sahibisiniz. Cok az insana gercek sizi tanima firsati veriyor, onlara da fazlaca deger veriyorsunuz. Psikolojik olaylari anlama yeteneginiz muazzam. Ancak sizin disinizda gelisen olaylar sizi ve ruh halinizi fazlasiyla etkiliyor.Bagimsizliginiza ve ozgurlugunuze duskunsunuz . Yine de sevgiyi herseyin ustunde tutuyorsunuz. Hayatiniz karisikliklari cozmek uzerine kurulu oldugu icin mucadele etmekten yorulmuyorsunuz. Hemen her seviyeden insanla anlasma yetenegine ve sonsuz sabra sahipsiniz. Insanlarin ihtiyaclarini onlar soylemeden anliyor ve yardimlarina kosuyorsunuz. Cok iyi bir dinleyici, gözlemci ve yol göstericisiniz bu yuzden iyi bir psikolog veya konusmaci olabilirsiniz... !!
DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...

28 Haziran 2012 Perşembe

Hangi Ayda Doğdunuz?









Ocak
Hırslı ve ciddi kişilik
Öğrenmeyi ve öğretmeyi sever
İnsanların zaaflarını ortaya çıkarmayı sever
Çok eleştirir

Akıllı ve planlı programlıdır
Çok çalışır ve üretkendir
Duyarlı ve derin hisleri olan biridir
İnsani nasıl mutlu edeceğini bilir
Aşırı dikkatlidir
Bünyesi kuvvetlidir
Zor heyecanlanır
Romantiktir ama aşkını ifade etmekte zorlanır
Çocukları sever
Evcil ve sadık bir eş olur
Kolayca kıskanır
Sosyal yönden zayıftır


Şubat

Somut şeylere önem verir
Değişkendir
Sessiz utangaç ve ağırkanlıdır
Kendine güveni pek yoktur
Dürüsttür
Özgürlüğüne düşkündür
Bazen saldırganlaşır
Kesin olmayan işlerden hoşlanmaz
İnatçıdır
Hayallerinin peşinden gider
Batıl inançlara eğilimlidir


Mart

Çekici kişilik
Utangaç ve tutucu
Esrarengiz
Cömert ve sempatik
Rahatına düşkün
Duyarlı
Hizmet etmekten zevk alır
Kolay sinirlenmez
Güvenilir
Nezakete önem verir
İyi bir gözlemcidir
İntikamcıdır
Seyahat etmeyi sever
Dikkat çekmeyi sever
Dekorasyona meraklıdır
Tempolu müzikleri sever
Çok değişkendir


Nisan

Aktif ve enerji doludur
Çabuk karar verip çabuk pişman olur
Şefkatlidir
Mantığını dinler
Diplomatiktir
İnsanları teselli etmeyi sever
Dostlarının sorunlarıyla yakından ilgilenir
Cesurdur
Maceraperesttir
Sevgisini ve ilgisini belli eder
Hafızası güçlüdür
Baş ve göğüs hastalıklarına eğilimlidir


Mayıs

Sert yapılı
Kolay sinirlenir
Kolay ilgi çeker
Fiziksel güzelliğe önem verir
Motivasyona ihtiyacı yoktur
Sistematik çalışır
Hayal kurmayı sever
İleri görüşlüdür
Kolay sakinleştirilir
Anlayışlıdır
Kulak ve boyun bölgesi hassastır
Edebiyat ve sanatla ilgilidir
Evde oturmayi sevmez
Çocukları pek sevmez


Haziran

Aynı anda birden fazla şey düşünür
Nazik ve tatlı dillidir
Hassastır
Kararsızdır
Komik ve eğlencelidir
Konuşkandır
Kolay arkadaş edinir
Kolay incinir
Gribe yatkın bünyesi vardır
Çok inatcıdır


Temmuz

İyi bir sırdaştır
Anlaşılması güç biridir
Aşırı gururlu
Başkalarının düşüncelerine aşırı önem verir
Sokulgandır
Kin tutmaz
Sempatiktir
Yanlız olmayı sever
Kolay öğrenir
Arkadaş sıkıntısı çekmez
Mide sorunları olabilir
Zor ikna olur
Ağır işleri sever


Ağustos

Şakalaşmayı sever
Duyarlı ve ilgilidir
Korkusuzdur
Liderlik özellikleri vardır
Ruhbilimle ilgilenir
Kolay provoke edilir
Dikkatli ve tedbirlidir
Bağımsızlığına düşkündür
Yol göstermeyi sever
Romantiktir


Eylül

İnsanların hatalarını yüzüne vurmayı sever
Detaylarla uğraşır
İyi bir konuşmacıdır
Sadık ve güvenilirdir
Sorumluluk almayı sever
Bilgi ve kültüre önem verir
Spor ve seyahati sever
İlişkilerinde seçicidir
Hislerini kendine saklar


Ekim

Herkesle sohbet etmeyi sever
İlgi odağı olmak ister
Yalancılığı yapmacıklığı sevmez
Arkadaşlarına çok önem verir
Çabuk kırılıp cabuk toparlanır
Kararsızdır
Duygusaldır
Kendine kolay güvenmez
Etrafından çabuk etkilenir


Kasım

Eğlenceli kişilik
İnsanları kolay etkiler
Çalışkan ve sorumluluk sahibi
Kontrolu ele almayı sever
Enerjik ve çevresini motive eden biridir
İyi bir liderdir
İçten ve yardımseverdir
Adil davranır
Sürprizleri sever
Hataları affetmez
İradesi güçlüdür
Derin duygularla sever
Herkesi oldugu gibi kabul eder
Sır saklamayı bilir


Aralık

Sadık ve cömert
Sabırsız
Birlikte vakit geçirmesi eğlenceli kişilik
Azimli
Sosyal yönü kuvvetli
Dostlarını kendinden fazla düşünür
Kızgınlığı uzun sürmez
Sevildiğini hissetmek ister
Espri anlayışı gelişmiştir

DEVAMI İÇİN TIKLAMANIZ YETERLİ...
 
2009 Template Scrap Rústico|