31 Aralık 2010 Cuma

Leyla Gerçekten de Güzel Değil Miydi?






Denir ki, Leyla kara kuru, cılız, sıradan bir kız. Leyla’yı görenler

Mecnun’un aklına şaşkın. Denir ki yine; padişah merak eder, çağırır

Leyla’yı sarayına. Dillere destan bir güzellik uman padişah da başkaları

gibi şaşkın. Leyla’ya bir sürü laf eder. “Bu muydu Mecnun’u mecnun eden

Leyla!” bakışını hisseden Leyla, “Sen” der, “Mecnun değilsin!”

Leyla’yı

görüp de Mecnun’a dudak bükenler narsistik kültürde de egemen olan

güzellik kavramından mustarip gibidirler: Güzelliği fiziksel güzelliğe

hapsetmek. Leyla bir yüz ve bedenden ibaret değildir halbuki. Mesele yüz

ve bedense eğer, cesetlerin de bir bedeni ve yüzü vardır. Leyla’nınsa
başka bir güzelliği.



Onunla sohbet eden sanır ki Leyla tüm

dünyayı unutmuş. Konuşana dikkat kesilmiş, tüm varlığı kulak olmuş.

Anlatılanı anlatıldığı gibi anlamaya çalışır Leyla. Sözcükler vehmin

duvarlarına çarpmaz ona vardığında. Anlatan “Hah işte, bunu anlatmaya
çalışıyorum” der (hüsn-ü ifham).



Anlatımı sadedir. Tane tane

konuşur. Sözcükleri boca etmez kimseciklere. Kelimeleri öyle kullanır

ki, bir çeşmeden dökülen su gibi, ağzından dökülen kelimelerle inşa

ettiği güzelliktir. Kömür gözlü değildir Leyla, amma tatlı
dillidir(hüsn-ü kelam).


Düzen ve intizama riayet eder.Eşyalara sinmiş olan düzenle, evine girenlerin içi açılır (hüsn-ü intizam).



Bir

gün Mecnun’la karşılaşır, eli ayağına dolanır. Onu hangi güzelim

sözcüklerle karşılayacağını bilemez. Kim olsa aynısını yapar Leyla. Kara

kuru yüzünden tebessümler dökülür, en güzel kelimelerle insanları buyur

eder (hüsn-ü istikbal). Ne var ne yok misafirlerinin önüne koyar,
onları ikramlarıyla memnun etmek için paralanır (hüsn-ü kerem).



Eşyaları

kimse Leyla kadar güzel kullanamaz, kimse onlara Leyla kadar güzel

davranamaz. Tahta kaşığı sanki canlı bir varlık gibidir. Kullandıktan

sonra ona teşekkür etmeyi unutmaz. Görenler kaygıya gark olur; belki de

mecnun olan aslında odur. Kap kacağını elinde öyle bir tutuşu vardır ki,

narin bir bebeği elinde tutan anneden daha mahir. Leyla’nın elleri kara
kuru, ne gamdır(hüsn-ü istimal).



İnsanları kırmamak için kılı

kırk yarar. Konuşmadan önce tartar, ölçer, biçer. Konuşması gerektiğinde

yeteri kadar konuşur, susması gerektiği yerde ağzına kilit vurur.

Kırmaktansa kırılmayı öğrenmiştir Leyla. Bencilliklerinden sıyrılmış,

ben diye tutturmaktan azat olmuştur. Onunla arkadaş olmak için can

atılır. Yanına varan huzura varır. İnsanlara zorluk çıkarmaz.

Kolaylaştırır. Onunla geçinmek kolay değildir sadece, güzeldir de aynı
zamanda (hüsn-ü muaşeret).



Onunla sohbete niyetlenenler sözlerine

çekidüzen verir. Çünkü bilirler ki Leyla gıybetten hiç hoşlanmaz. Kötü

düşünmekten kaçınır, yaşananlara güzel tarafından bakar. Her olayın

altında bir hayır görür. Umutsuzluk yoktur yüreğinde. Mızmızlanmaz,

şikâyet etmez. Kimsecikleri suçlamaz. Suçlanacak olanın nefsi olduğunu

idrak etmiştir. Varlıklara zarar vermek aklının ucundan geçmez (hüsn-ü
niyet).



En güzel hallerinden biri de edeptir Leyla’nın (hüsn-ü

edep). Narsistik kültürde bunun bir karşılığı bile yoktur. Bana en hazin
gelen de budur.



Kolay pes eden biri değildir Leyla. Metindir,

sağlamca tutunur inandıklarına. Kararlarına sahip çıkar. Hatalarınaysa

daha çok. Kimsenin üzerine yıkmaz yanlışlarını. Dayanıklı bir kişiliği
vardır (Hüsn-ü metanet).



Güzelliği fiziksel güzelliğe

hapsedenlerin Mecnun’u anlaması imkânsız gibidir. “Bir kadının en

cazibedar, en tatlı güzelliği nedir?” diye sorulsa; “Kadınlığa mahsus

bir letafet ve nezaket içindeki hüsn-ü sîretidir” cevabını narsistik

kültür algılayamaz, anlayamaz. Oysa ne güzel bir tanımdır bu (hüsn-ü

mana), ne kadar derin. Ya da “En kıymetdar ve en şirin cemali nedir bir

kadının?” diye sorsak, narsistik kültür bilmez ki “ Ulvî, ciddî, samimî,
nuranî şefkatidir.”



Mecnun’un Leyla’da tutulduğu böyle bir

güzelliktir işte: Halleriyle Cemil isminin tecellisine mazhar olmuş

güzel bir insan. Ondaki güzelliğe zaman ilişemez bile. Aksine zaman,

ancak Leyla’nın hüsn-ü siretinin olgunlaşıp ziyadeleşmesine hizmet
edebilir.



Tasvir etmeye çalıştığım güzellik biçimlerinin bazıları

kadınlara özgüyse de; çoğu erkekler için de geçerlidir elbet. Erkeklere

özgü başkaca erdemler ise cesaret ve cömertliktir (hüsn-ü sehavet).

Koruma, kollama, yakınlarının sorumluluğu alma gibi bazı özellikler
özellikle erkeklerde tecelli eden başkaca güzel hallerdir.



Leyla

gerçekten de böyle biri miydi? Bilmiyorum. Gaybı ancak O bilir. Ben

sadece güzel bir insanı tasvir etmek ve fiziksel güzellik dışındaki
güzellik hallerine dikkat çekmek istedim.


Bütün bunlardan sonra akla gelen soru, Mecnun’un Leyla’dan neden ve nasıl vazgeçtiğidir? Bu ise ayrı bir bahistir...

alıntı(Mustafa Ulusoy)

2 yorum:

turkuaz dedi ki...

Hayırlı sabahlar cnm.keşke bu hasletlerden birazcık bizde de olsa bu güzel paylaşımlar için teşekkürler sevgi ve selamlar ALLAHA emanet olun...

Adsız dedi ki...

Çok beğendim nereden alıntı bil bilgi verebilecekmisiniz

 
2009 Template Scrap Rústico|